<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-5110730819878800685</id><updated>2012-01-24T23:49:20.116-08:00</updated><category term='İçmek'/><category term='Teknoloji'/><category term='İnsan'/><category term='Sivilce'/><category term='Sağlıklı Yaşam'/><category term='Yapı'/><category term='Dozaj'/><category term='Eğitim'/><category term='Organ'/><category term='Hayvan'/><category term='Yöntem'/><category term='Stres'/><category term='Bilim'/><category term='Bırakma'/><category term='Modern'/><category term='Organlar'/><category term='Duman'/><category term='Peygamber Efendimiz (sav)'/><category term='Tıp'/><category term='Videos'/><category term='Cildiye'/><category term='Pasif'/><category term='Sağlıklı Hayat'/><category term='Hayat'/><category term='Güneş'/><category term='Beyin'/><category term='Sigara'/><category term='Video'/><category term='Beden'/><category term='Hava'/><category term='Su'/><category term='Haberler'/><category term='Videolar'/><category term='Nöroloji'/><category term='Tıbbın Geleceği'/><category term='Büyüyen Mucizeler'/><category term='Oruç'/><category term='Suyun Faydaları'/><category term='Canlı'/><category term='Evren'/><category term='Çalışma'/><category term='Röportaj'/><category term='İçici'/><category term='Temiz'/><category term='Akıl'/><category term='Tıbb-i Nebevi'/><category term='Sağlık'/><category term='Akne'/><category term='Dünya'/><category term='Zehir'/><category term='İslam'/><category term='Vücud'/><category term='Blog'/><category term='Hasta'/><title type='text'>Dozaj Online</title><subtitle type='html'>Dozunu ayarla.. Hayata ilaç ol..</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://dozaj.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5110730819878800685/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dozaj.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>Adem Doger</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh6.googleusercontent.com/-06nkmKQvPak/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAAB4U/ZdBZkGsR-Gw/s512-c/photo.jpg'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>11</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5110730819878800685.post-2116681520722916512</id><published>2011-10-24T06:18:00.000-07:00</published><updated>2011-10-24T06:18:51.473-07:00</updated><title type='text'>Derinin Yuzeyel Mantar Enfeksiyonları</title><content type='html'>&amp;nbsp;Mantar enfeksiyonları önemli bir toplumsal sağlık sorunudur; dermatoloji birimlerinebaşvuruların %10'unu oluşturur. Yüzeyel mantar enfeksiyonları deri, mukoza, kıl vetırnakta görülür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yüzeyel mantar enfeksiyonları sıklık sırasına göre, dermatofitenfeksiyonları (dermotofitozlar), pitriyazis versikolor ve kandidiyazdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;Risk Faktörleri&lt;br /&gt;Sıcak ve nemli ortam&lt;br /&gt;Hamam, sauna, plaj ve havuz gibi ortak kullanım alanları&lt;br /&gt;Kapalı ve havalanması iyi olmayan ayakkabı kullanımı (örneğin; asker, mahkumve işçilerde)&lt;br /&gt;Sentetik çamaşır kullanımı&lt;br /&gt;İmmün sistemi baskılayıcı durumlar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;DERMATOFİT ENFEKSİYONLARI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;TİNEA KAPİTİS (SAÇKIRAN)&lt;br /&gt;Saçlı derinin mantar enfeksiyonudur, genellikle 3-5 yaş grubu çocuklarda görülür.Pubertede spontan iyileşir. Kırık ve cansız kıllar, ince kepeklenme, lokal alopesi temelbulgularıdır. Bu bulgulara iltihabi değişiklikler eklenirse tümör benzeri püstüler, nodülerlezyonlar (kerion celsi) ortaya çıkar ve kalıcı alopesi ile sonuçlanır. (Sayfa 304-305)TanıKlinik görünüm ve kepeklerden alınan kazıntı ve bir pens ile çekilen kıl örneğinenativ preparat yapılır. Nativ preparat , alınan örneğe %10-20'lik KOH damlatılarakyapılan mikroskobik incelemedir. Tanı, nativ preparatta hif ve sporların görülmesiylekonur.Ayırıcı tanıFavus, seboreik dermatit, sifiliz 2. dönem lezyonları, alopesi areata, psöriyazis,trikotillomani.TedaviSistemik antifungal ilaçlar 4-6 hafta süreyle kullanılır.Griseofulvin çocuklarda; 10-20 mg/kg/gün, yetişkinlerde 500 mg/günTerbinafin yetişkinlerde 250 mg/günItrakonazol yetişkinlerde 100 mg/günKetokonazol çocuklarda 3-5 mg/kg/gün, yetişkinlerde 200 mg/günTerbinafin ilk 2 yaştaki çocuklarda sistemik olarak kullanılmamalıdır. Ketokonazolciddi hepatotoksik etkileri nedeniyle sınırlı ve zorunlu durumlarda kullanılmalıdır.Karaciğer fonksiyon testleri ayda 1 kez kontrol edilmelidir.Lokal antifungal ilaçlar:Günde 2 kez 4-6 hafta kullanılır. Kerion celsi oluşmuşsa ek olarak kısa süreli(7-10 gün) 1 mg/kg/gün prednizolon verilebilir ve lezyon üstündeki kılların cımbızla temizlenmesi önerilirFAVUSSaçlı derinin mantar enfeksiyonudur. Daha çok çocuklarda görülür. Tedavi edilmezseyaşam boyu sürer. Temel bulgular; çanak biçimi sarı-yeşil krut (skutula, godet) atrofikskatris, cılız gri-beyaz normal uzunlukta saçlar ve kötü kokudur.Tanı, ayırıcı tanı ve tedaviTinea kapitis ile aynıdır. TİNEA PEDİSEn sık yüzeyel mantar enfeksiyonu olup ayaklarda görülür. Erkeklerde daha sık,çocuklarda seyrektir. En sık ayak parmakları arasında, ayrıca ayak tabanı, ayakyan taraflarında yerleşim gösteren vezikülobülloz, sulantılı, masere, skuamlı değişkenklinik bulgularla görülebilir.Klinik belirtiler bazen ellerde de görülebilir (tinea manum).TanıKlinik görünüm ve nativ preparatla konur. (Sayfa : 306)Ayırıcı tanıPsöriyazis, kontakt dermatit, hiperhidrozis, sifiliz 2. dönem lezyonları.TedaviBölgenin kuru tutulması en önemli faktördür.Lokal antifungal ilaçlar, 4-6 hafta süreyle günde 2 kez kullanılır.Lokal antifungaller: Bifanozol, izokonazol, klotrimazol, ketokonazol, mikonazol, naftifin, oksikonazol,sulkonazol, sikloproksolamin, terbinafin, tiokonazol, tolnaftat, undesenoatlar.Dirençli olgularda lokal antifungallere sistemik tedavi de eklenebilir.Sistemik tedavi tinea kapitis tedavisi ile aynıdır.TİNEA KORPORİSSaçlı deri, el-ayak, tırnak ve kasık dışındaki bölgelerde yerleşen yüzeyel mantarhastalığıdır. Her yaşta görülebilir. Çevreye doğru genişleyen, ortadan iyileşen, keskinsınırlı, eritemli-skuamlı lezyonlarla karakterizedir.TanıKlinik görünüm ve nativ preparat ile konur. (Sayfa : 303)Ayırıcı tanıEkzema, psöriyazis, pitriyazis rozesea, sifiliz 2. dönem lezyonları.TedaviLokal antifungal ilaçlar 3-4 hafta, günde 2 kez kullanılır.ONİKOMİKOZTırnakta yerleşen mantar hastalığıdır. Sıklığı, kronikleşmesi ve tedavinin zorluğunedeniyle özel bir öneme sahiptir.Onikomikoz tüm tırnak hastalıklarının %20'sini oluşturur. Genel olarak erişkinlerdegörülür. 40-60 yaş arasında toplumda sıklığı %15-20'dir. En sık ayak tırnaklarındanözellikle birinci tırnaktan başlar. Genellikle tinea pedis ertesinde gelişir. Tırnaktasarı-kahverengi renk değişikliği, subungual hiperkeratoz, tırnakta kolay kırılma temelbelirtilerdir. Tırnak çevresi normaldir.TanıKlinik görünüm ve nativ preparat ile konur.Ayırıcı TanıPsöriyazis, liken planus, egzamalar, kandidiyazTedaviTedaviye en dirençli yüzeyel mantar hastalığıdır. Sistemik antifungaller 3-12 aykullanılır. Hastalıklı tırnakların törpülenmesi tedavi etkinliğini arttırır.Terbinafin; 250 mg/gün el tırnağında 6 hafta, ayak tırnağında 12 hafta.İtrakonazol; 2x200 mg/gün İlk 7 gün / ay, el tırnağında 2 ay, ayak tırnağında 3 ay.Flukonazol; 150 mg/hafta, el tırnağında 9 ay, ayak tırnağında 12 ay.PİTRİYAZİS VERSİKOLORM. furfur'un neden olduğu, sık görülen yüzeyel bir mantar hastalığıdır.Çocuklukta seyrektir. Nemli ve sıcak iklimlerde görülme sıklığı %40'a çıkabilir.Gövde, boyun, ekstremitelerin üst kısımlarında sütlü kahverengi, düzensiz vekeskin sınırlı, üzeri ince skuamlı maküller şeklindedir. Güneşle karşılaşma sonuculezyonlar hipopigmente de görülebilir.TanıKlinik görünüm ve nativ preparat ile konur.Ayırıcı tanıTinea korporis, seboreik dermatit, psöriyazis, pitriyazis rozasea, hipopigmente formda sifiliz2. dönem, vitiligo, tüberküloid lepra.TedaviSelenyum sülfit, çinko pirition veya ketokonazol içeren şampuanlar bir ay süreylegünaşırı lezyonlu vücut bölgesine uygulanıp 5 dakika bekletilerek yıkanır. Ertesindehaftada iki kez en az üç ay süreyle kullanılır. Topikal imidazol veya ketokonazol içerenkrem veya losyonlar 2 hafta süreyle günde 2 kez, terbinafin %1'lik krem veya solüsyongünde iki kez 7 gün süreyle kullanılır.KANDİDİYAZKandidiyaz rehberine bakınız.Mantar Hastalıklarında Tedavi İlkeleriGeniş alan ve kıllı bölgelerdeki uygulama için genellikle losyon ya da spreylerseçilir.Merhemler, örtücü özelliklerinden dolayı nemli yüzeylerde kullanılmamalıdır.Tırnak cilaları formundaki antimikotik preparatlar, tırnaklarda mantara bağlı erkendistrofide etkili olabilir ve en çok iki tırnak birden etkilendiğinde kullanılmalıdır.Mantar enfeksiyonlarının tedavisinde, tuvalet ve kozmetik amaçlar dışında pudralarınyeri ve tedavi edici etkisi yoktur ve deride irritasyona neden olabilir.KorunmaHavlu, şapka, tarak, fırça, ayakkabı, terlik, çorap, giysi gibi kişisel eşyaların ortakkullanımından kaçınma önemlidir. Mantar enfeksiyonu oluşum ve bulaşmasını kolaylaştırıcınedenler hastaya anlatılmalıdır.SevkKaraciğer bozukluğu, böbrek bozukluğu, gebelik, emzirme dönemi ve diabetesmellitus varlığında sistemik tedavinin uzman denetiminde yapılması önerilir. Tedaviyedirençli onikomikozda ve cerrahi tedavi gerektiren durumlarda hasta sevk edilmelidir.Kaynaklar1. Odom RB, James W.D. Berger TG. Diseases Resulting from Fungi and Yeast. Diseases of The Skin.Philadelphia: Saunders; 2000: 358-416,2. Braun-Falco O, Plewig G, Wolff HH. Fungal Disease. In: Dermatalogy. Heidelberg: Springer:2000: 313-81,3. Martin AG, Kobayashi GS. Superficial Fungal Diseases with Cutaneous Involvement. Freedberg Im,Eisen AZ, Wolff K, ed. Dermatology in General Medicine. New York: McGraw-Hill. p. 2337-88, 1999.4. Hay RJ, Moore M. Mycology. Champion RH, Burton JI, Burns DA, ed. Textbook of Dermatology.London: Blackwell Science: 1998: 1277-1376,Bu metin Birinci Basamağa Yönelik Tanı ve Tedavi Rehberleri'nden alınmıştır&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5110730819878800685-2116681520722916512?l=dozaj.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dozaj.blogspot.com/feeds/2116681520722916512/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://dozaj.blogspot.com/2011/10/derinin-yuzeyel-mantar-enfeksiyonlar.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5110730819878800685/posts/default/2116681520722916512'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5110730819878800685/posts/default/2116681520722916512'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dozaj.blogspot.com/2011/10/derinin-yuzeyel-mantar-enfeksiyonlar.html' title='Derinin Yuzeyel Mantar Enfeksiyonları'/><author><name>Adem Doger</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh6.googleusercontent.com/-06nkmKQvPak/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAAB4U/ZdBZkGsR-Gw/s512-c/photo.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5110730819878800685.post-7855747648712556139</id><published>2011-10-24T05:20:00.000-07:00</published><updated>2011-10-24T05:20:37.564-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sivilce'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sağlık'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Akne'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Cildiye'/><title type='text'>Sivilce - Akne Vulgaris</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-_nXl8PsJGLU/TqVWg9sGUfI/AAAAAAAAB2I/sg6lfN8QvJE/s1600/1823_f1.gif" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://3.bp.blogspot.com/-_nXl8PsJGLU/TqVWg9sGUfI/AAAAAAAAB2I/sg6lfN8QvJE/s320/1823_f1.gif" width="271" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Akne vulgaris (sivilce), kıl kökü ve yağ bezinin enflamatuvar bir hastalığıdır, 12-15 yaşarasında %85 sıklıktadır.&lt;br /&gt;25 yaş dolayında kendiliğinden sonlanmakla birlikte,özellikle kadınlarda 40 yaşa kadar süren şiddetli bir seyir gösterebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Genetik yatkınlık,stres, yağlı kozmetik uygulamalar ve hiperandrojenizm başlıca risk faktörleridir.&amp;nbsp;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: red;"&gt;Tanı&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: red;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Birincil yerleşim yeri yüzdür, sırt ve göğüste de görülebilir. Enflamatuvar olan veolmayan lezyonlardan oluşur.&lt;br /&gt;Enflamatuvar olmayan lezyonlar, açık komedon (siyah nokta) ve kapalı komedondur(beyaz nokta).&lt;br /&gt;Enflamatuvar lezyonlar papül, püstül, kist ve nodüldür. En çok komedon, papül vepüstüllerle seyreder. Kistik ve nodüler lezyonlar skar bırakarak geriler. Tanı&lt;span class="Apple-style-span" style="color: red;"&gt; öykü ve klinik bulgular&lt;/span&gt;la konur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: red;"&gt;Ayırıcı Tanı&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: red;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Akne rozasea&lt;br /&gt;İlaç akneleri&lt;br /&gt;(kortikosteroidler, halojenler, antitüberküloz ilaçlar, lityum)&lt;br /&gt;Perioral dermatit&lt;br /&gt;Follikülit&lt;br /&gt;İkinci dönem sifiliz püstülleri&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: red;"&gt;Tedavi&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: red;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Akne&amp;nbsp;vulgaris, psikososyal sorunlara yol açması ve skar bırakabilmesi nedeniyle&lt;span class="Apple-style-span" style="color: red;"&gt;mutlaka&lt;/span&gt; tedavi edilmelidir. Hastaya, tedavinin uzun süreli olacağı ve beklenen etkininen erken 1-2 aydan sonra başlayacağı açıklanmalıdır. Tedavi seçiminde lezyonlarınşiddeti, yaygınlığı, hastanın yaşı önemlidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: red;"&gt;A. Lokal tedavi&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Tedavide ilk basamaktır, hafif ve orta dereceli aknede uygulanır.&lt;br /&gt;&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: red;"&gt;1. İlaçsız tedavi&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;Hafif (yalnızca komedon bulunan) aknede tek olarak yeterlidir.Temizleyiciler, sabunlar, tercihen antibakteriyel ve pH'sı ayarlı olanlar, günde2-3 kez kullanılmalıdır.Kozmetik uygulamalardan kaçınılmalıdır.Lezyonlar sıkılmamalı ve koparılmamalıdır.&lt;br /&gt;&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: red;"&gt;2. İlaçlı tedavi&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Orta dereceli aknede, ilaçsız tedaviye ek olarak keratolitikler ve antibakteriyel ilaçlaruygulanır.Komedolitikler, KeratolitiklerKomedonlu aknede ilk seçenek tretinoin , ikinci seçenek adapalen dir. Bu ilaçlar%2'lik salisilik asit (jel, losyon) ile kombine edilebilir.Tretinoin krem, jel (0,25-1 mg/gün), morötesi ışın duyarlığı nedeniyle yalnızcaakşamları, adapalen jel (%1) günde iki kez kullanılır. Topikal preparatların mukozave bütünlüğü bozulmuş deriyle teması ve kıvrım yerlerinde birikiminden kaçınılmalıdır.Antibakteriyel ilaçlarEnflamatuvar aknede;- Klindamisin (%1) losyon günde iki kez kullanılır.- Eritromisin (%3) ve benzoil peroksit (%5) birlikte günde iki kez kullanılır.- Eritromisin (%2-4) jel günde iki kez kullanılır.Komedolitik ve antibakteriyeller- Benzoil peroksit (%2,5-10):Günde bir kez, tercihen akşam uygulanır. Tedaviye düşük konsantrasyonlu preparatlabaşlanır. İki ay içinde yanıt alınamazsa, topikal antibiyotik kullanımı uygundur.En önemli yan etki olan lokal deri irritasyonu doz azaltımıyla hafifletilir.- Azelaik asit (%20 krem):Özellikle postenflamatuvar hiperpigmentasyon gelişenlerde seçilir. Günde iki kezkullanılır. Gebelik ve emzirme döneminde dikkatli kullanım gerekir. Gözle temasettirilmemelidir. En önemli yan etki olan lokal irritasyon, uygulama sıklığı azaltılarakveya tedaviye ara verilerek önlenebilir. Seyrek olarak ışığa duyarlılık gözlenir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: red;"&gt;B. Sistemik Tedavi&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Şiddetli enflamatuvar aknede öncelikle antibiyotik kullanımı gerekir. İlk seçenektetrasiklin , ikinci seçenek doksisiklin dir.- Tetrasiklin:Günde iki kez 500 mg kullanılır. 4-6 hafta sonra doz aşamalı olarak azaltılır vetedavi günlük 250 mg dozla 8-12 ay sürdürülür. İlk 3 ayda düzelme olmazsaantibiyotik değiştirilir.Tetrasiklin ve türevleri 8 yaşın altındaki çocuklar, gebelerve emziren kadınlar, böbrek ve karaciğer hastaları ve ışık duyarlığı olanlardakullanılmamalıdır. Süt, antiasit, kalsiyum, demir, magnezyum tuzları emilimi azaltır.- Doksisiklin:Günde 2 kez 100 mg 4-6 hafta, sonra günde 100 mg 8-12 ay süreyle kullanılır.Tedavi sırasında ışığa duyarlık gözlenebilir.İzlemİlk üç ay ayda 1, sonra üç aylık aralarla en az bir yıl izlem gerekir. &lt;span class="Apple-style-span" style="color: red;"&gt;Tedavi sırasındalokal irritasyon, gastrointestinal yakınma, ilaç reaksiyonları geliştiğinde hekimebaşvurulması önerilmelidir&lt;/span&gt;.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: red;"&gt;&amp;nbsp;Sevk&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: red;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Şiddetli nodülokistik akne&lt;br /&gt;Akne fulminans (ateş, artralji, genel durum bozukluğu gibi sistemik bulgularlaseyreden, sıklıkla genç erkeklerde görülen ağır akne)&lt;br /&gt;Tedaviye yanıtsızlık&amp;nbsp;*&lt;br /&gt;İleri yaşa kadar süren akne&amp;nbsp;*&lt;br /&gt;Yirmi beş yaşın üstünde (geç) başlayan akne&amp;nbsp;*&lt;br /&gt;Hirşutizmin eşlik ettiği akne&amp;nbsp;*&lt;br /&gt;durumlarında hasta sevk edilmelidir.* Hiperandrojenizm olasılığı söz konusudur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;Kaynaklar&lt;br /&gt;1. Odom RB, James WD, Berger TG. Acne. Disases of the Skin. Philadelphia: Saunders. 2000: 284-306.&lt;br /&gt;2. Braun -Falco O, Plewig G, Wolff HH. Diseases of the Sebaceous Glands. Dermatology. Heidelberg:Springer.2000: 1051-82.&lt;br /&gt;3. Strauss JS, Thiboutot DM. Diseases of the Sebaceous Glands. Freedberg IM, Eisen AZ, Wolff K, ed.Dermatology in General Medicine. New York: McGraw-Hill. 1999: 769-84.&lt;br /&gt;4. Cunliffe WJ, Simpson NB. Disorders of the Sebaceous Glands. Champion RH, Burton JI, Burns DA,ed. Textbook of Dermatology. London: Blackwell Science. 1998: 1927 - 84.&lt;br /&gt;&amp;nbsp;Bu metin Birinci Basamağa Yönelik Tanı ve Tedavi Rehberleri'nden alınmıştır&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5110730819878800685-7855747648712556139?l=dozaj.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dozaj.blogspot.com/feeds/7855747648712556139/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://dozaj.blogspot.com/2011/10/sivilce-akne-vulgaris.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5110730819878800685/posts/default/7855747648712556139'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5110730819878800685/posts/default/7855747648712556139'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dozaj.blogspot.com/2011/10/sivilce-akne-vulgaris.html' title='Sivilce - Akne Vulgaris'/><author><name>Adem Doger</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh6.googleusercontent.com/-06nkmKQvPak/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAAB4U/ZdBZkGsR-Gw/s512-c/photo.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-_nXl8PsJGLU/TqVWg9sGUfI/AAAAAAAAB2I/sg6lfN8QvJE/s72-c/1823_f1.gif' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5110730819878800685.post-8462446473386973174</id><published>2009-09-04T06:25:00.000-07:00</published><updated>2011-10-24T01:34:39.732-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hava'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Temiz'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sigara'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sağlık'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İçici'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sağlıklı Yaşam'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Pasif'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Zehir'/><title type='text'>Sigaranın İçinde 4 Bin Zehir Var</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-LvohzY12nmY/SRIfhcW18hI/AAAAAAAABg8/7AK98t0BzmU/s512/s%2525C4%2525B1gara.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://2.bp.blogspot.com/-LvohzY12nmY/SRIfhcW18hI/AAAAAAAABg8/7AK98t0BzmU/s320/s%2525C4%2525B1gara.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Sigaranın sağlığınıza verdiği zararlar saymakla bitmez. Sigara, içindeki 4000’den fazla zararlı madde ile akciğerleriniz, kalbiniz, beyniniz, cildiniz ve cinselliğinizin canına okuyan bir ‘sağlık zararlısıdır’.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ZARARLARININ bu kadar çok iyi bilinmesi ve paketlerin üzerinde ‘Sağlık için zararlı ve öldürücü etkiler taşır’ ibaresi bulunmasına rağmen bazılarının onu hálá nasıl içtiğini anlamak zordur. Bir zamanlar benim de bir sigara içicisi olduğumu ve çok şükür 15 yıl kadar önce bu sağlık zararlısından kurtulduğumu belirteyim. ‘Kurtuldum’ diyorum, çünkü bu beladan yakayı sıyırmak pek kolay değildir!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: red;"&gt;HER SORUNUN NEDENİ&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sigara kadar sessiz, sinsi ve çok yönlü bir sağlık zararlısı var mıdır? Bu sorunun yanıtı çok kısa ve kesindir: Hayır! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akciğer kanserinden kalp hastalığına, kronik bronşitten beyin damarlarında tıkanıklığa, mide ülserinden bunamaya, hipertansiyona kadar pek çok sağlık sorununun arka planında bir yerlerde sigarayı mutlaka bulursunuz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hiç çaktırmadan belleğinizi zayıflatır, cinselliğinizi azaltır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kalbinizi güçsüzleştirip akciğerlerinizin kapasitesini son noktalarına ulaştırır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ağzınızdaki tatsızlığın, kalbinizdeki çarpıntının, bitip tükenmeyen öksürüğün veya birkaç merdiven çıkınca başlayıveren nefes darlığı ve göğüs ağrınızın da nedeni odur! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yürüyünce ayaklarınıza bıçak gibi saplanan ağrılarınızın, uyku parçalanmalarınızın, cilt kırışıklıklarınızın ve daha pek çok şeyin senarist ve yapımcısının da sigara olduğunu bilmelisiniz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sigaranın sağlığa zararları sadece onu içenler ile sınırlı kalmıyor. Havaya üflediğiniz sigara, puro ya da piponun dumanı arkadaşlarınıza, karınıza, kocanıza, çocuklarınıza da hastalık saçıyor. Sigarasız, sağlıklı bir havanın dolduracağı ciğerlere bu pis ve kirli duman ve binlerce zehirli kimyasalı siz taşıyorsunuz. Tıp dilinde ‘dolaylı dumanlanma’ diye tanımladığımız ‘dumanaltı hali’ özellikle ortak yaşanan mekanlarda sağlığı tehdit eden en önemli sorunlardan biridir. Hiç olmazsa sigarasız lokanta-bar, işyeri ve odalar oluşturmak mümkün olmalıdır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pasif sigara içiciliği toplum sağlığı için en önemli tehditlerden biri haline gelmiştir. Pasif sigara içiciliğinin akciğer kanseri ve kalp hastalıkları gibi sağlık sorunlarıyla doğrudan içicilik kadar yakın bir ilişkisi mevcuttur. Araştırmalar istekleri dışında sigara kullanımına maruz kalanlarda solunum yolu hastalıkları, orta kulak iltihabı, astım krizleri gibi sorunların hemen ortaya çıkabildiğini, gözde yanma, boğaz ağrısı, ses kısıklığı, öksürük ve baş ağrısının oluşabildiğini ortaya koyuyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: red;"&gt;BAŞKASINA KÖTÜLÜK&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bütün bu bilgilere ‘boş ver’ deyip içmeye devam etseniz bile başkalarına zarar vermeyin! Başkalarının sağlığını kötü yönde etkilemeyin. Kendi sağlığınızı sorumsuzca harcamaya devam edin, ama başkalarının sağlığına da zarar vermeyin. Özellikle toplu yaşanılan yerlerde, ofislerde, lokantalarda, otobüs ve trenlerde havaya savurduğunuz her duman halkasının suçsuz insanların boynuna geçirilmiş cellat ilmiklerinden farksız olduğunu artık fark edin!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: red;"&gt;İŞTE SİGARANIN İÇİNDEKİLER&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sigaranın içinde 4 binden fazla zararlı madde var. İşte bunlardan birkaçı:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Boya sökücü etkili aseton&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öldürücü zehirler olan siyanür ve arsenik&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çakmak gazında bulunan bütan gazı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Roket yakıtlarında bulunan metanol&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akü yapımında kullanılan kadmiyum&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Toksik bir madde olan naftalin&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kimya sanayinde ve temzilik maddelerinde kullanılan amonyak&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eroinden daha güçlü bir bağımlılık yapıcı etkiye sahip olan nikotin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böcek ilaçlamada kullanılan DDT&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kanserojen maddeler: Aromatik hidrokarbonlar, aromatik aminleri aldehitler ve nitroz aminler&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diğerleri: karbonil sülfid, benzen, toluen, karbondioksit, formaldehit, fenol, nitrojenoksit, formik asit...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BİR OLAY&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu puro çok pahalıdır dumanından yararlanın&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birkaç gün önce yakın bir arkadaşımla akşam yemeği için buluştuk. Tanınmış bir gazeteci -şimdilerde aynı zamanda gazete yöneticisi- olan arkadaşım, 1 yıl kadar önce küçük bir kalp atağını çok şükür kazasız belasız atlatmıştı. Daha ilk atağıydı. Erken tanı, yerinde ve zamanında bir tedavi planı ve stent uygulaması ile sağlığını yeniden kazanmıştı. Bu atak öncesinde ne yazık ki tedavisi olanaksız bir sigara içicisiydi. Öyle ki, her hafta sonu büyük bir keyifle oynadığımız tenis maçlarının küçük molalarında bile sigarasından birkaç nefes almadan duramazdı. Krizden sonra biraz geç de olsa gerçeği gördü. Şimdilerde haklı olarak amansız bir sigara düşmanı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Haliç’i ve Boğaz’ın panoramik manzarasını büyüleyici bir İstanbul silueti ile sunan müthiş bir görsel şölen eşliğinde yemeğimize başladık. Yemeğimizi keyifli bir sohbetle sürdürürken yiyecek ve şarap siparişimiz servis edildi, ama ne bizim sipariş listemizde ne de mönüde yer almayan başka bir şeyi de gece boyunca tıka basa tüketmek zorunda kaldık: Yan masada oturan şık giyimli, kibar beyefendi gece boyunca purosunun dumanını havaya savurdu. Bu ağır duman arka masada oturan bir başka hanımefendinin purosunun daha da yoğun dumanıyla birleşip yoğunlaştıkça bir süre sonra nefes almak bile güç hale geldi. Uzunca bir süre sessiz kalan arkadaşım bir ara belki etkili olur umuduyla küçük bir hamle yaptı ve beyefendiye rahatsızlığını anımsatan bir şeyler çıtlattı. Ama nafile! Sonuç alamadığı gibi hiç beklemediği bir yanıtı da alıverdi: Komşumuz gülümseyerek kullandığı puronun çok pahalı olduğunu ve bu pahalı purodan bizim ücret ödemeden yararlanmamızın ciddi bir şans(!) olduğunu düşünüyordu. Arkadaşım ona şaka yollu ‘eğer içmeye ara verirse puro ücretinin iki katını bile ödeyebileceğini’ söyledi ama komşumuz bunu da bir latife olarak algıladı. Bu boğucu ve zararlı havaya daha fazla dayanamadık. Çaresiz, yemeğimizi erken tamamlayıp kalktık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Prof. Dr. Osman MÜFTÜOĞLU&lt;br /&gt;Hürriyet / 1 Kasım 2005&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5110730819878800685-8462446473386973174?l=dozaj.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dozaj.blogspot.com/feeds/8462446473386973174/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://dozaj.blogspot.com/2009/09/sigarann-icinde-4-bin-zehir-var.html#comment-form' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5110730819878800685/posts/default/8462446473386973174'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5110730819878800685/posts/default/8462446473386973174'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dozaj.blogspot.com/2009/09/sigarann-icinde-4-bin-zehir-var.html' title='Sigaranın İçinde 4 Bin Zehir Var'/><author><name>Adem Doger</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh6.googleusercontent.com/-06nkmKQvPak/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAAB4U/ZdBZkGsR-Gw/s512-c/photo.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-LvohzY12nmY/SRIfhcW18hI/AAAAAAAABg8/7AK98t0BzmU/s72-c/s%2525C4%2525B1gara.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5110730819878800685.post-1332259777328538781</id><published>2009-08-22T16:25:00.000-07:00</published><updated>2011-10-24T02:23:24.910-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hasta'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sağlıklı Hayat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Suyun Faydaları'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sağlık'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Canlı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Stres'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Vücud'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sağlıklı Yaşam'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Su'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Beden'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Tıp'/><title type='text'>Suyun 46 Faydası</title><content type='html'>&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://dozaj.blogspot.com/"&gt;&lt;img border="0" height="400" src="http://3.bp.blogspot.com/-kdBBfjZN0d8/R71qq5gAZUI/AAAAAAAAAN0/oX7kkSKHNnE/s400/HJ098_350A.jpg" width="283" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dr. Batmanghelidj “Hasta Değil Susuzsunuz" kitabında vucudumuzun tam 46 nedenle suya ihtiyaç duyduğunu anlatmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunlar şunlardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1- Hiçbir canlı susuz yaşayamaz.&lt;br /&gt;2- Göreceli su yetersizliği vücudun bazı fonksiyonlarını önce bastırır, sonra öldürür.&lt;br /&gt;3- Su temel enerji kaynağıdır.&lt;br /&gt;4- Su vücudun her hücresinde elektriksel ve manyetik enerji üretir, bize yaşam gücü verir.&lt;br /&gt;5- Hücre yapısındaki maddeleri birbirine bağlayan bir yapıştırıcıdır.&lt;br /&gt;6- DNA hasarını önler ve onarım mekanizmalarının daha iyi çalışmasına yardımcı olur, böylece üretilen anormal DNA sayısı azalır.&lt;br /&gt;7- Bağışıklık sisteminin (bütün mekanizmalarının) merkezi olan kemik iliğinde, bu sistemi kanser de dahil olmak üzere, çeşitli hastalıklara karşı güçlendirir.&lt;br /&gt;8- Bütün besinlerin, vitamin ve minerallerin temel çözücüsüdür. Vücutta besinleri küçük parçalara ayırır, sindirimlerinde ve son metobolik aşamalarında görev yapar.&lt;br /&gt;9- Besinlere enerji verir ve parçalanan besinler sindirim sırasında bu enerjiyi vücuda aktarır. Susuz yenen yemeğin vücut için hiçbir enerji değeri yoktur.&lt;br /&gt;10- Su, besinlerdeki gerekli ögelerin emilimini artırır.&lt;br /&gt;11- Bütün ögelerin vücuda taşınmasına yardımcı olur.&lt;br /&gt;12- Akciğerlerde oksijen toplayan kırmızı kan hücrelerinin çalışma verimini artırır.&lt;br /&gt;13- Hücreye ulaşan su, o hücreye oksijen verir ve atık gazları vücuttan atılmaları için akciğerlere taşır.&lt;br /&gt;14- Vücudun çeşitli bölgelerinden zehirli atıkları toplar ve atılmaları için karaciğer ya da böbreklere taşır.&lt;br /&gt;15- Eklem boşluklarındaki temel yağlayıcı maddedir, artrit ve sırt ağrılarının oluşumunun önlenmesinde yardımcı olur.&lt;br /&gt;16- Omurgadaki diskleri “şok emici su yastıkları” na dönüştürür.&lt;br /&gt;17- Bağırsakları en iyi çalıştıran yağlayıcı maddedir, kabızlığı önler.&lt;br /&gt;18- Kalp krizi ve felce karşı koruyucudur.&lt;br /&gt;19- Kalp ve beyin damarlarında pıhtılaşmayı önler.&lt;br /&gt;20- Vücudun soğutma (terleme) ve ısıtma (elektrik) sistemleri için vazgeçilmezdir.&lt;br /&gt;21- Düşünme başta olmak üzere, bütün beyin fonksiyonları için bize güç ve elektriksel enerji verir.&lt;br /&gt;22- Serotonin ve diğer nörotransmitterlerin (sinir ileticileri) üretimi için vazgeçilmezdir.&lt;br /&gt;23- Melatonin de dahil olmak üzere, beyinde üretilen bütün hormonların yapımı için gereklidir.&lt;br /&gt;24- Çocuklarda ve yetişkinlerde dikkat yetersizliği sorununa çözüm getirir.&lt;br /&gt;25- Çalışma verimini artırır ve dikkat aralığını büyütür.&lt;br /&gt;26- Su dünyadaki diğer bütün içeceklerden daha kolay bulunabilir ve hiçbir yan etkisi yoktur.&lt;br /&gt;27- Stres, gerginlik ve depresyonun hafiflemesine yardımcı olur.&lt;br /&gt;28- Uykuyu düzenler.&lt;br /&gt;29- Yorgunluğun giderilmesine yardımcı olur ve bize gençliğin enerjisini verir.&lt;br /&gt;30- Cildi yumuşatır ve yaşlılık belirtilerinin azalmasına yardımcı olur.&lt;br /&gt;31- Gözlere canlılık ve parlaklık verir.&lt;br /&gt;32- Glokomdan korunmamıza yardım eder.&lt;br /&gt;33- Kemik iliğinde kan üretim sistemlerini düzenler, lösemi ve lenfoma oluşumunun önlenmesine yardımcı olur.&lt;br /&gt;34- Vücutta enfeksiyon ve kanser hücrelerinin geliştiği bölgelerde bağışıklık sistemini güçlendirmek için çok gereklidir.&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;&lt;/div&gt;35- Kanı sulandırır ve dolaşım sırasında pıhtılaşmasını önler.&lt;br /&gt;36- Kadınlarda, adet öncesi ağrıyı ve ateş başmasını hafifletir.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://dozaj.blogspot.com/" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="227" src="http://3.bp.blogspot.com/-CJqPDs5aox4/R71pnZgAYYI/AAAAAAAAAGM/-51wmk1o8q0/s320/HJ117_350A.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;37- Kalp atışıyla birlikte kanı sulandırıp dalgalandırarak dolaşımdaki katı maddelerin dibe çökmesini engeller.&lt;br /&gt;38- İnsan vücudunda dehidrasyon sırasında kullanılabilecek bir su deposu yoktur. Bu nedenle gün boyunca düzenli olarak su içmemiz gerekir.&lt;br /&gt;39- Dehidrasyon cinsellik hormonunun üretimine engel olur, bu iktidarsızlık ve libido kaybının başlıca nedenlerinden biridir.&lt;br /&gt;40- Su içtiğiniz zaman susuzluk ve açlık duygularını ayırt edebilirsiniz.&lt;br /&gt;41- Kilo vermenin en iyi yolu su içmektir. Düzenli aralıklarla su için ve sıkı bir rejim yapmadan zayıflayın. Acıktığınız zaman aşırı yememeli, ama susadığınızda suyunuzu içmelisiniz.&lt;br /&gt;42- Dehidrasyon doku boşlukları, eklemler, böbrekler, karaciğer, beyin ve deride zehirli çökeltilerin birikmesine yol açar. Su bunları temizler.&lt;br /&gt;43- Su, gebelikte sabah bulantılarını azaltır.&lt;br /&gt;44- Zihin ve vücut fonksiyonlarını bütünleştirir. Karar verme ve hedefleri belirleme yeteneğini artırır.&lt;br /&gt;45- Yaşlılıkta bellek kaybının önlenmesine yardımcı olur. Alzheimer, multipl skleroz, Parkinson ve Lou Gehring hastalıklarının riskini azaltır.&lt;br /&gt;46- Kafein, alkol ve bazı ilaçlara duyulan bağımlılığın giderilmesine yardımcı olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir bardak suyun faydaları işte böyle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Suyun yukarıda sıralanan faydalarını okuyunca; “&lt;span class="Apple-style-span" style="color: red;"&gt;Canlı olan her şeyi sudan yarattık. Hala inanmıyorlar mı?&lt;/span&gt;” (Enbiya, 30) ayetini aklımızdan çıkarmamamız gerektiğini daha iyi anlıyoruz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5110730819878800685-1332259777328538781?l=dozaj.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dozaj.blogspot.com/feeds/1332259777328538781/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://dozaj.blogspot.com/2009/08/suyun-46-faydas.html#comment-form' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5110730819878800685/posts/default/1332259777328538781'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5110730819878800685/posts/default/1332259777328538781'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dozaj.blogspot.com/2009/08/suyun-46-faydas.html' title='Suyun 46 Faydası'/><author><name>Adem Doger</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh6.googleusercontent.com/-06nkmKQvPak/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAAB4U/ZdBZkGsR-Gw/s512-c/photo.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-kdBBfjZN0d8/R71qq5gAZUI/AAAAAAAAAN0/oX7kkSKHNnE/s72-c/HJ098_350A.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5110730819878800685.post-7174016636364961227</id><published>2009-08-22T16:16:00.000-07:00</published><updated>2011-10-24T02:30:51.881-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Oruç'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sağlık'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İslam'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sağlıklı Yaşam'/><title type='text'>Oruç Tutmanın Faydaları</title><content type='html'>&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'times new roman';"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: red; font-family: 'times new roman';"&gt;Oruç tutmak sükûneti artırıyor &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'times new roman';"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'times new roman';"&gt;Orucun insan davranışının birçoğunda olduğu gibi sükunet üzerinde de çok olumlu etkileri vardır.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'times new roman';"&gt;Bunun nedenlerinden biri de yemek yeme&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'times new roman';"&gt;düzeninin¸ vücut ve beyin kimyasını düzenleyerek hal ve davranışa büyük ölçüde etki etmesidir.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'times new roman';"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-ILCpwNMk4fU/TqUwFu-HoDI/AAAAAAAAB1Y/u3aApBtVOeE/s1600/oruc.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://4.bp.blogspot.com/-ILCpwNMk4fU/TqUwFu-HoDI/AAAAAAAAB1Y/u3aApBtVOeE/s320/oruc.jpg" width="277" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'times new roman';"&gt;Sükûnet kişinin günlük hayatında¸ insanlarla ilişkilerinde en çok  ihtiyacı olan özelliklerden biridir.&lt;br /&gt;Sükûnet¸ kişinin yaptığı işte ne kadar istekli ve heyecanlı olursa olsun fevri davranarak ani çıkışlar yapmasını¸ yanlış kararlar almasını da önlemesi açısından büyük öneme sahip.&lt;br /&gt;Bütün dünyada hem ailelerde kapalı kapılar arkasında hem de sosyal hayatın her yönünde gittikçe daha kontrolden çıkmakta olan şiddetin önlenmesi için bireysel olarak kazanılan sakinliğe¸ dinginliğe¸ öfkeyi kontrol etme becerisine¸ duyguları eğitmeye gerçekten çok ihtiyacımız var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Orucun insan davranışının birçoğunda olduğu gibi sükunet üzerinde de çok olumlu etkileri vardır.&lt;br /&gt;Bunun nedenlerinden biri de yemek yeme düzeninin¸ vücut ve beyin kimyasını düzenleyerek hal ve davranışa büyük ölçüde etki etmesidir.&lt;br /&gt;Oruçlu kişi dürtülerini kontrol etmeyi¸ kendisine hakim olmayı öğrenmektedir.&lt;br /&gt;Oruç ancak kişinin isteyerek yapabileceği bir ibadet olup; kişinin özdenetim duygusunu bu konudaki istek ve iradesi nispetinde artıracak bir etkiye de sahiptir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mükâfatın öğrenmedeki pekiştirici gücü büyüktür.&lt;br /&gt;Oruç tutan kişiye ise bu dünyadaki maddi mükâfatlarla kıyaslanmayacak ölçüde büyük bir mükâfat vaat edilmiştir.&lt;br /&gt;Bu vaat¸ oruç esnasında açlıktan haz alınmasını sağlar.&lt;br /&gt;Bu büyük haz ve ümidin pekiştirici gücü ise o nispette büyük olacaktır.&lt;br /&gt;İşte bu haz¸ kişinin ibadetteki isteği ölçüsünde tabii bir sükûneti temin edip sadece yemekten içmekten kesilmesini değil¸ öfkelenmekten¸ kırıcı hareketler yapmaktan ve insanlar hakkında kötü düşünceler beslemekten de uzak durmayı öğrenmesini ve öfkesini yenme gücünü kazanmasını sağlayacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böylece bu eğitim sayesinde kişinin ibadetteki şevk ve arzusu ölçüsünce isteklerini kontrol etme gücü de artıp sadece öbür dünyada değil bu dünyada da ona çok güzellikler kazandıracak bir beceriye de sahip olmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Stres eşiği düşük insanlar gergin oluyor&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bütün bu güzel özelliklerine rağmen stres eşiği düşük bazı kişiler¸ oruçluyken daha sinirli¸ daha gergin olup daha kırıcı davranırlar.&lt;br /&gt;Bu kişisel bir problemdir ve kişinin açlığa dayanıksızlığı ile ilgilidir.&lt;br /&gt;Açlığa dayanamamakta gizli diyabet gibi bir sağlık problemi etkili oluyorsa bunun araştırılması ve tedavisi gerekir. Bazı kişiler ise sağlık problemleri olmadığı halde açlığa dayanamazlar.&lt;br /&gt;Bu¸ özdenetim duygusunun eksikliğinden kaynaklanır.&lt;br /&gt;Kişi oruç sayesinde bunun farkına varırsa özdenetimini (kendini kontrol etme özelliğini) geliştirmeye çalışır.&lt;br /&gt;Bazı sigara bağımlıları da açlığa değil sigara içmemeye dayanamadıklarını söylerler.&lt;br /&gt;Oruç bu gibi durumlarda kişiye zayıf yönlerini hatırlatma özelliği de taşır.&lt;br /&gt;Bu şekilde bir farkındalıkla kişi Ramazan'da ibadetini zorlaştıran¸ manevi huzurunu bozan bağımlılıklardan¸ alışkanlıklardan¸ yeme bozukluklarından Ramazan dışında da kurtulma isteği kazanır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Farika Teymur Artır / Uzman Psikolog&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5110730819878800685-7174016636364961227?l=dozaj.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dozaj.blogspot.com/feeds/7174016636364961227/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://dozaj.blogspot.com/2009/08/oruc-tutmann-faydalar.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5110730819878800685/posts/default/7174016636364961227'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5110730819878800685/posts/default/7174016636364961227'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dozaj.blogspot.com/2009/08/oruc-tutmann-faydalar.html' title='Oruç Tutmanın Faydaları'/><author><name>Adem Doger</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh6.googleusercontent.com/-06nkmKQvPak/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAAB4U/ZdBZkGsR-Gw/s512-c/photo.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-ILCpwNMk4fU/TqUwFu-HoDI/AAAAAAAAB1Y/u3aApBtVOeE/s72-c/oruc.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5110730819878800685.post-7027103360330823118</id><published>2009-08-22T16:04:00.000-07:00</published><updated>2011-10-24T02:34:57.241-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İnsan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hayvan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sağlık'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İslam'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Röportaj'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Akıl'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Bilim'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Tıp'/><title type='text'>Röportaj: Prof. Dr. Alparslan Özyazıcı</title><content type='html'>&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'times new roman';"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-eyk1j0JyC0c/TqUxC7mWSTI/AAAAAAAAB1g/Yoku0C5o5_k/s1600/roportaj.png" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/-eyk1j0JyC0c/TqUxC7mWSTI/AAAAAAAAB1g/Yoku0C5o5_k/s1600/roportaj.png" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'times new roman';"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 85%;"&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;Röportaj: Ali YILDIRIM &lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'times new roman';"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 85%;"&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="color: #666666;"&gt;Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi&lt;br /&gt;Öğretim Üyesi Prof. Dr. Alparslan ÖZYAZICI: &lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'times new roman';"&gt;&lt;span style="color: #993300; font-family: Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 85%;"&gt;&lt;i&gt;"&lt;b&gt;Aklı hesaba katmasak bile, sadece maddi  noktadan da, insanın hayvanlara göre mükemmel  yani ahseni takvim üzere yaratılmış olduğunu görürüz&lt;/b&gt;." &lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #993300; font-family: Verdana; font-size: 100%;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 13px;"&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'times new roman';"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 85%;"&gt;&lt;b&gt;Sayın hocam. Siz tıp fakültesinde öğretim üyesisiniz. İnsanın yapısını öğrencilere anlatıyorsunuz. İnsanın bizatihi yapısı Allah'ın varlığına ve birliğine bir delil teşkil eder mi?&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'times new roman';"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 85%;"&gt;Cenab-ı Hak insanı yaratırken, onu son derece kıymetli olan akıl, şuur, his gibi manevî lütuflarla donattığı gibi, maddî vücudunu da en mükemmel, en öz ve en güzel bir şekilde yaratmıştır. Vücudumuzun tamamı, sistemleri, herbir organı, hatta herbir hücresine varıncaya kadar, ayrı ayrı fevkaladeliklerle, az yerde çok iş görecek sistemlerle yaratılmıştır. Bu hakikatlere bazı misaller verelim.&lt;br /&gt;Hafif sıkılmış bir yumruk büyüklüğünde olan kalbimiz, vücudumuzun hayat suyu diyebileceğimiz kanı damarlara fırlatmakla vazifelidir. Kalbimiz, dakikada 60-100 defa atmaktadır. Bir günde kalbimizin atışı ortalama 100 000 kadardır. Kalbimiz bir günde 10 tonluk bir tankeri dolduracak kadar kanı damarlara fırlatmakla vazifelidir. Şüphesiz vücudumuzda 10 ton kan yoktur. 10 litre bile kan yoktur. Vücudumuzda 5-5,5 litre, yani üç büyük sürahiyi dolduracak kadar kan vardır. Bu miktar kan, devr-i daim ile kalbe gelip atılmakta ve bir günde 10 tonu bulmaktadır. Günde bu kadar iş gören kalbimiz, bir yılda ne kadar iş görür, ömür boyu ne kadar çalışır. Hep beraber ele alalım.&lt;br /&gt;Bir otomobil motorunu düşünelim. Kalbe göre ne kadar basittir. Ama ona rağmen bir otomobil motorunun ustası olmadan, kendi kendine yapıldığını söylersek kimse bize inanmayacaktır. Öyle ise ömür boyu çalışan, bir otomobil motorundan binlerce defa sanatlı olan kalbimizi harika bir şekilde yaratan Rabbimizi hatırlayalım. İmkân olsa bir ömür boyu, kalbin atışı sayısınca onu yaratana şükredelim.&lt;br /&gt;Sadece bir tek insanda değil, bütün insanlar adedince yaratılmış olan kalpleri düşünelim. Hayvanlardaki farklı farklı kalpleri düşünelim. Cenab-ı Hakk'ın ne kadar geniş tasarruf sahibi olduğunu hatırlayalım. Vücudumuzda, kalbin attığı kanı organlara taşımakla vazifeli, kaba bir benzetme ile adeta su boruları hükmünde olan damarlar vardır. Son derece ince, ancak mikroskop altında görülebilen kılcal damarlar da dahil edildiği zaman, bedenimizde takriben 150 000 km uzunluğunda bir damar ağı vardır. Demek ki insan bedeninde, ortalama olarak dünyayı ekvatordan itibaren dört defa çevirebilecek uzunlukta bir damar ağı bulunmaktadır.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'times new roman';"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 85%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Hayvanlarda da dolaşım sistemi var. Acaba insanlardaki dolaşım sistemi hayvanlardakinden farklı mıdır? &lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'times new roman';"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 85%;"&gt;Hayvanlarda da bir kalp ve damar sistemi vardır. Solucanlarda, balıklarda, kuşlarda da kalp ve damar sistemi vardır. Ancak mukayese edildiğinde, en mükemmel, dört gözlü dediğimiz kalp sadece insanda yaratılmıştır. İnsanın hemen hemen bütün diğer organları da, hayvanlardaki ile mukayese edildiğinde, en mükemmel olarak yaratılmıştır. Yani aklı hesaba katmasak bile, sadece maddî noktadan da, insanın hayvanlara göre son derece mükemmel,yani ahsen-i takvim üzere yaratılmış olduğunu görürüz.&lt;br /&gt;Sözünü ettiğimiz damarların içerisinde kan devretmektedir. Kanda sıvı maddeler, alyuvarlar ve akyuvarlar dediğimiz hücreler bulunur. Alyuvarlar bir mm3 yani toplu iğne başı kadar kandaki sayısı 5 milyon kadardır. Evet, bir toplu iğne başı kadarki insan kanında büyük bir şehrin nüfusundan daha fazla sayıda alyuvarlar bulunmakta ve bunların herbirisi de yapacağı işe göre son derece ince hesaplarla yaratılmışlardır.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'times new roman';"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 85%;"&gt;&lt;br /&gt;Bir insanın vücudunda, kanındaki toplam alyuvarların sayısı için verilen rakam 25 trilyondur. Bu miktar yani 25 trilyon alyuvarı yanyana bir zincir gibi dizebilseydik, takriben 187 500 km'lik bir zincir meydana gelecekti. Bu ise dünyayı ekvatordan itibaren 4, 5 kere dolanabilecek bir uzunluktur. Bozuk para gibi üst üste koyabilseydik, 50 000 km yüksekliğinda bir sütun meydana gelebilirdi. Yine sadece bir insandaki alyuvarları bir halı gibi zemine serseydik, 3800 km2 lik bir yüzeyi kaplardı. Bu rakam ise takriben dört dönümlük bir araziye eşdeğerdir. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'times new roman';"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 85%;"&gt;&lt;br /&gt;Boyu 1,5-2 metre kadar olan bir insan vücuduna bütün bunlar nasıl sığdırılmıştır? Zaten işin fevkaladeliği, mucizeliği buradadır. Bütün bunları gördükçe, Yaratan Rabbimizin gücü, kudreti, ilmi çok daha açık bir şekilde görülmekte, daha açıkça anlaşılmaktadır.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'times new roman';"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 85%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Vücudumuzdaki hücreler, atomlar, moleküller devamlı olarak yenileniyor, tazeleniyor. Bu yenilenme ne kadar zamanda oluyor? Misaller verebilir misiniz?&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'times new roman';"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 85%;"&gt;Vücudumuzun en önemli özelliklerinden birisi de, heykel gibi sabit kalmaması, vücuttaki hücrelerin, dolayısıyle dokuların devamlı yenilenmesi, tazelenmesi hadisesidir. Mesela, tırnaklarımız ve saçlarımız, hergün belli miktarda uzamakta, takriben 6-7 ayda tamamı yenilenmektedir. Cildimizin en üst tabakası ayda bir yenilenmektedir. Bağırsaklarımızın en iç tabakası, haftada bir yenileniyor. En yenilenmez diye bildiğimiz kemiklerimiz, bilhassa çocuklarda olmak üzere yenilenen dokularımızdandır. Adeta herbir insanda ruh bir kalıp bir model hükmünde olup, bu kalıp, üzerine her yıl taze bir ceset giydirilmektedir.&lt;br /&gt;İnsan bedeni maddî olarak böyle devamlı yenilenmekte, ancak insan, huy ve karakter olarak aynı kalmaktadır. Mesela şahıs inatsa, inat olarak bu huyunu ömür boyu devam ettirir. Demek ki insanda maddeye bağlı olmayan bir mana var, o mana da ruhtur. Ruh maddeye bağlı olsa, insan bedeni her yıl tazelendikçe, ruhla alakalı manevî özellikler de değişecekti. İnsandaki manevî bağışlar değişmediğine göre, onunla alakalı olan ruh sabit kalıyor demektir. Herbir ruh kaç sene yaşamış ise, o kadar beden değiştirdiği halde, ruh aynen baki kalmıştır. Öyle ise madem ceset gelip geçicidir, ruh onun ile bağlı değildir. Öyle ise cesedin ölümle tamamen yok olması, ruhun bekasına tesir etmez, mahiyetini bozmaz. Netice olarak, maddeye bağlı olmayan ruh, maddenin ani olarak kaybolması olan ölüm anında da yok olmayacak, hayatiyeti devam edecektir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'times new roman';"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 85%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Kanın kırmızı hücreleri olan alyuvarlardaki değişmeyi, yenilenmeyi anlatabilir misiniz? &lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'times new roman';"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 85%;"&gt;İnsan bedenindeki yenilenme, yani teceddüd hadisesi hemen her dokuda olsa bile, bunun en tipik, en açık örneğini kanımızda yer alan alyuvarlar teşkil eder. İnsan vücudunda, her saatte değil, her dakikada değil, her saniyede, evet herbir saniyede 2,5 milyon alyuvar ölmekte ve bu ölen alyuvarların yerine 2,5 milyon yeni ve taze alyuvar kemik iliğinde kana geçirilmektedir. Ve bu denge ömür boyu devam etmektedir. Şayet 2,5 milyon yerine 3 milyon alyuvar kana geçseydi denge bozulacaktı. Veya, tam tersi olarak, 2,5 milyon alyuvar yerine kemik iliğinden kana 2 milyon alyuvar geçse, yine kandaki denge bozulacaktı. Bu ince ve hassas denge, Cenab-ı Hakk'ın Adl, yani herşeyi ölçü ile yaratıp, bir denge içerisinde muhafaza eden isminin sadece birtek tecellisidir.&lt;br /&gt;Bütün vücut hücreleri, alyuvarlar da dahil atomlardan ve molekül dediğimiz terkiplerden, karışımlardan yaratılmışlardır. Hücrelerde bulunan milyonlarca molekül içerisinden, sadece alyuvarlardaki hemoglobinden kısaca sözedecek olursak, sadece bir tek alyuvarda 300 milyon hemoglobin molekülü olduğu hesaplanmıştır. Vücutta her saniyede 2,5 milyon alyuvar ölüp 2,5 milyon alyuvar yaratıldığına göre her saniyede insan bedeninde 750 trilyon hemoglobin molekül yaratılıp alyuvarlara yerleştirilmektedir. Bu ise insanda her an yeniden yaratılan proteinlerin çok cüz'i bir kısmını teşkil etmektedir. Netice olarak, vücudumuzda her an büyük bir devr-i daim, yani büyük bir yıkım ve tamir vardır. Ve bu denge ömür boyu devam ettirilmektedir. Bütün bunlar da Allah'ın kudretininin açık tezahürleridir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'times new roman';"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 85%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Hücrelerin yapısında bulunan, DNA İPLİKÇİKLERİ diye adlandırılan yapılar var. Bu İPLİKÇİKLER hakkında bilgi verir misiniz?&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'times new roman';"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 85%;"&gt;İnsanoğlu ve hayvanlar ve bütün canlı mahlukât hücrelerden yaratılmışlardır. Hücreler gözle görülemezler, ancak mikroskop denilen dürbün gibi küçük cisimleri büyüten aletlerle görülebilirler. İnsanı bir binaya benzetirsek, insanın yapı taşı olan hücreler de tuğlalara benzetilebilir.&lt;br /&gt;Hücrelerin büyük ekseriyetinde merkezi çekirdek adını verdiğimiz yapı bulunur. Herbir hücrenin çekirdeklerinin içlerinde ise irsiyetle yani kalıtımla alakalı genetik şifreler olan DNA yani dezoksiribonükleik asit iplikçikleri bulunmaktadır.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'times new roman';"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 85%;"&gt;&lt;br /&gt;Sadece bir tek hücrenin çekirdeğinde yer alan DNA iplikçiğinin toplam uzunluğu bir metreden daha fazladır. Hücrelerin çoğunun çapı sivri bir iğne ucundan çok daha küçüktür. Hücrelerin içerisinde yer alan çekirdeğin çapı hücrenin bizzat kendisinden daha küçüktür. İşte gözle görülmeyen her bir hücrenin çekirdeğinin içerisine, bir metre uzunluğundaki DNA yani dezoksiribonükleik asit iplikçikleri, öyle fevkalâde bir şekilde kısaltılıp, adeta paketlenip 10.000 defa uzunluğu kısaltılıp, çapı milimetrenin yüzdebirinden de küçük olan hücrenin çekirdeğine yerleştirilmiştir.&lt;br /&gt;Bir de DNA'nın kimyevî yapısı var ki, o mevzuya girecek olsak saatlerce konuşmak icab eder, vaktimiz onu anlatmaya müsaade etmez. Bütün bunlar Cenab-ı Hakk'ın kudret mucizelerine açık deliller değil de nedir? Bütün bu ince hesaplar, ince işler nasıl tesadüfen ve kendi kendine olabilir? Şuursuz olan tabiat, bu ilim ve şuurla yapılması lazım gelen bu ince hesaplı şeyleri nasıl yapabilir? Allah'tan başka birisinin bu ince hesaplı şeylere müdahalesi mümkün olabilir mi?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'times new roman';"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 85%;"&gt;&lt;br /&gt;İnsan vücudunda yer alan trilyonlarca hücrelerde bulunan DNA'nın toplam uzunluğu ise takriben 75 milyar km.yi bulmaktadır. Sadece birtek insandaki toplam DNA'nın uzunluğu olan 75 milyar km. dünyayı ekvatordan itibaren 1.875.000 defa dolanabilecek bir telgraf hattı teşkil edebilir. Gene bu miktar DNA ile dünya ile güneş arasında 250 defa gidip gelecek bir ince hat teşkil edebilir. Güneş sisteminin en uzak gezegeni olan plütonun güneş ile olan mesafesi 6 milyar km'dir. Buna göre sadece bir tek insanın DNA iplikçikleri yanyana eklense, plütondan güneşe 6.5 defa gidip gelecek bir hat meydana gelebilirdi.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'times new roman';"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 85%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;İnsanı böylesine harika bir şekilde yaratan, birtek insanın içerisine adeta âlemleri, kainatı yerleştiren Rabbimize, ömrümüzün saniyeleri adedince şükretsek basit kalmaz mı?&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'times new roman';"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 85%;"&gt;Birtek insanda bile uzunluğu milyarlarca km.'yi bulan DNA iplikçikleri ömür boyu sabit kalmamaktadır. Bu iplikçikler vücutta devamlı olarak ölen hücrelerle birlikte ölmekte ve yeniden yaratılan hücrelerle yeniden yaratılmaktadırlar. Vücut hücrelerinin ekserisi her yıl tazelenmekte, dolayısı ile DNA iplikçikleri de her yıl yeniden yaratılmaktadırlar. Netice olarak 75 milyar km. olarak hesap ettiğimiz rakam, şahsın ömrü uzadıkça her yıl katlanarak artmakta, ortaya fevkalâde, devasa bir rakam çıkmaktadır.&lt;br /&gt;Bütün insanları, bütün hayvanları ve bitkileri, onlardaki DNA'ları, canlılardaki toplam DNA'nın uzunluklarını, ince yapılarını, onlarda yapılan faaliyetleri düşünelim. Cenab-ı Allah'ın ilminin, kudretinin, gücünün fevkalade tecellisini adeta gözümüzle görmüş olalım. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'times new roman';"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 85%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Bu konuda son olarak anlatmak istediğiniz bir şey var mı?&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'times new roman';"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 85%;"&gt;Hz. Ali (r.a.) efendimizin bir sözü, adeta bu ilmî gerçeği hatırlatıyor; "Sen kendini küçücük bir cisim mi sanırsın? Halbuki sende büyük bir âlem toplanmış, dürülmüştür." Şeyh Galib'in gene bu manayı hatırlatan mısralarına dikkat edelim;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;"Hoşça bak zatına kim, zübde-i âlemsin sen,&lt;br /&gt;Merdum-i dide-i ekvan olan ademsin sen"&lt;br /&gt;Öyle ise adeta özenilerek yaratılmış olan ve böylesine bir sanat harikası olan insanoğlunun bu dünyadaki vazifesi nedir? Ne yapmalıdır, nasıl davranmalıdır? Cenab-ı Hak, Zariyat Suresi 56. ayette mealen şöyle buyuruyor: "Cinleri ve insanları ancak beni tanımaları ve ibadet etmeleri için yarattım."&lt;br /&gt;O kimseler ne bahtiyardır ki, ayetteki bu emri dinlerler ve itaat ederler.&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5110730819878800685-7027103360330823118?l=dozaj.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dozaj.blogspot.com/feeds/7027103360330823118/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://dozaj.blogspot.com/2009/08/roportaj-prof-dr-alparslan-ozyazici.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5110730819878800685/posts/default/7027103360330823118'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5110730819878800685/posts/default/7027103360330823118'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dozaj.blogspot.com/2009/08/roportaj-prof-dr-alparslan-ozyazici.html' title='Röportaj: Prof. Dr. Alparslan Özyazıcı'/><author><name>Adem Doger</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh6.googleusercontent.com/-06nkmKQvPak/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAAB4U/ZdBZkGsR-Gw/s512-c/photo.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-eyk1j0JyC0c/TqUxC7mWSTI/AAAAAAAAB1g/Yoku0C5o5_k/s72-c/roportaj.png' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5110730819878800685.post-4895534282653630287</id><published>2009-08-20T14:16:00.000-07:00</published><updated>2011-10-24T02:41:28.972-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Tıbb-i Nebevi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Videolar'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sağlık'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Peygamber Efendimiz (sav)'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İslam'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Modern'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Bilim'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Videos'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sağlıklı Yaşam'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Tıp'/><title type='text'>Peygamber Efendimiz (sav)in Verdiği Sağlık Tavsiyeleri</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-Y-vnI7VKTnA/TqUybKhP6qI/AAAAAAAAB1o/HEWcja3cEcw/s1600/Still_Life17_by_itash.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="212" src="http://1.bp.blogspot.com/-Y-vnI7VKTnA/TqUybKhP6qI/AAAAAAAAB1o/HEWcja3cEcw/s320/Still_Life17_by_itash.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: red;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;Modern tıp...&lt;br /&gt;Teknoloji ile asırlık bilgi birikimini ve tecrübeyi birleştirerek insanlığa hizmet için çalışan bir bilim dalı.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: red;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;Büyük yatırımlarla oluşturulan araştırma merkezlerinde, uzman bilim adamları her geçen gün yeni bir bilgiye ulaşıyorlar. Yeni tedavi yöntemleri geliştiriyorlar.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: red;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;Şimdi bundan yaklaşık 1400 sene öncesine gidelim.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: red;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;Bugünkü olumlu şartların hiçbiri yok. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: red;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;Teknolojik imkanlar yok. Ancak o zamandan günümüze tıp dünyasına tutulan bir ışık var.&lt;br /&gt;Tıbb-ı Nebevi...&lt;br /&gt;Peygamber Efendimiz (sav)’in sağlık konusunda ümmetine verdiği tavsiyeler ve örnek olduğu uygulamalardan oluşan Tıbb-ı Nebevi bugün tıp dünyasında geniş yer buluyor.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #cc0000; font-family: Verdana;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 11px;"&gt;&lt;b style="font-family: Verdana;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #cc0000;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: black; font-weight: normal;"&gt;&lt;/span&gt;Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (sav), her konuda olduğu gibi tıp konusunda da oldukça bilgili ve tüm alemlere örnek bir kişiydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hadislerle günümüze dek ulaşan tavsiyeleri, kutlu Peygamberimizin günümüz tıbbının pek çok tespitine vakıf olduğunu ortaya koymaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elbette ki bu, Allah’ın Peygamber Efendimiz (sav)’e bahşettiği akıl ve ilham sayesindedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peygamberimiz (sav)’in sağlık konusundaki tavsiyelerinin çoğu, bugün uzmanlar tarafından önerilen uygulamalardır.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;object classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=9,0,28,0" height="420" width="480"&gt;&lt;br /&gt;    &lt;param name="movie" value="http://tr.harunyahya.tv/player/flv_player.swf?movieName=2975&amp;amp;sId=29387"&gt;&lt;br /&gt;    &lt;param name="quality" value="high"&gt;&lt;br /&gt;    &lt;embed src="http://tr.harunyahya.tv/player/flv_player.swf?movieName=2975&amp;amp;sId=29387" quality="high" pluginspage="http://www.adobe.com/shockwave/download/download.cgi?P1_Prod_Version=ShockwaveFlash" type="application/x-shockwave-flash" width="480" height="420"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;br /&gt;  &lt;/object&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5110730819878800685-4895534282653630287?l=dozaj.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dozaj.blogspot.com/feeds/4895534282653630287/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://dozaj.blogspot.com/2009/08/peygamber-efendimiz-savin-verdigi-saglk.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5110730819878800685/posts/default/4895534282653630287'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5110730819878800685/posts/default/4895534282653630287'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dozaj.blogspot.com/2009/08/peygamber-efendimiz-savin-verdigi-saglk.html' title='Peygamber Efendimiz (sav)in Verdiği Sağlık Tavsiyeleri'/><author><name>Adem Doger</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh6.googleusercontent.com/-06nkmKQvPak/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAAB4U/ZdBZkGsR-Gw/s512-c/photo.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-Y-vnI7VKTnA/TqUybKhP6qI/AAAAAAAAB1o/HEWcja3cEcw/s72-c/Still_Life17_by_itash.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5110730819878800685.post-3088044310961590795</id><published>2009-08-19T17:39:00.000-07:00</published><updated>2011-10-24T02:58:00.406-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Videolar'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Video'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yapı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Eğitim'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Beyin'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Nöroloji'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Çalışma'/><title type='text'>Beynin Fiziksel Yapısı ve Çalışması</title><content type='html'>&lt;object height="374" width="526"&gt;&lt;param name="movie" value="http://video.ted.com/assets/player/swf/EmbedPlayer.swf"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowFullScreen" value="true" /&gt;&lt;param name="allowScriptAccess" value="always"/&gt;&lt;param name="wmode" value="transparent"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="bgColor" value="#ffffff"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="flashvars" value="vu=http://video.ted.com/talk/stream/2007/Blank/VilayanurRamachandran_2007-320k.mp4&amp;su=http://images.ted.com/images/ted/tedindex/embed-posters/VilayanurRamachandran-2007.embed_thumbnail.jpg&amp;vw=512&amp;vh=288&amp;ap=0&amp;ti=184&amp;lang=eng&amp;introDuration=15330&amp;adDuration=4000&amp;postAdDuration=830&amp;adKeys=talk=vilayanur_ramachandran_on_your_mind;year=2007;theme=itunes_podcasts_health;theme=medicine_without_borders;theme=itunes_podcasts_science_medicine;theme=how_the_mind_works;event=TED2007;tag=Culture;tag=Science;tag=Technology;tag=brain;tag=consciousness;tag=illness;tag=illusion;&amp;preAdTag=tconf.ted/embed;tile=1;sz=512x288;" /&gt;&lt;embed src="http://video.ted.com/assets/player/swf/EmbedPlayer.swf" pluginspace="http://www.macromedia.com/go/getflashplayer" type="application/x-shockwave-flash" wmode="transparent" bgColor="#ffffff" width="526" height="374" allowFullScreen="true" allowScriptAccess="always" flashvars="vu=http://video.ted.com/talk/stream/2007/Blank/VilayanurRamachandran_2007-320k.mp4&amp;su=http://images.ted.com/images/ted/tedindex/embed-posters/VilayanurRamachandran-2007.embed_thumbnail.jpg&amp;vw=512&amp;vh=288&amp;ap=0&amp;ti=184&amp;lang=eng&amp;introDuration=15330&amp;adDuration=4000&amp;postAdDuration=830&amp;adKeys=talk=vilayanur_ramachandran_on_your_mind;year=2007;theme=itunes_podcasts_health;theme=medicine_without_borders;theme=itunes_podcasts_science_medicine;theme=how_the_mind_works;event=TED2007;tag=Culture;tag=Science;tag=Technology;tag=brain;tag=consciousness;tag=illness;tag=illusion;&amp;preAdTag=tconf.ted/embed;tile=1;sz=512x288;"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: red;"&gt;Türkçe Alt yazılı olarak izleyebilirsiniz.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Chris'in de belirttiği gibi, ben insan beyninin işlevi ve yapısı üzerine çalışıyorum ve sizden birkaç dakikalığına bunu düşünmenizi istiyorum. Önümüzde pelte gibi bir kütle var yaklaşık 1,5 kg'lık iki avucuna sığabilecek bir pelte ve o pelte yıldızlar arası mesafeyi düşünebilir, sonsuzluğun anlamını düşünebilir ve kendisinin sonsuzluğun anlamını nasıl düşündüğünü düşünebilir. Ben, özfarkındalık dediğimiz bu tuhaf yinelenen özelliğin nörolojinin "Kutsal Kasesi" olduğunu düşünüyorum (İsa'nın son yemeğini Kutsal Kaseden yediğine inanılır) ve bir gün bu farkındalığın nasıl oluştuğunu anlayacağımızı umuyorum.Peki, bu gizemli organı nasıl araştırırsınız? Yani, yüz milyar sinir hücreniz var, birbiriyle etkileşen minik protoplazma demetçikleri ve bu etkileşimden geniş bir yelpazede beceriler ortaya çıkıyor ki, biz buna insan doğası ve bilinç diyoruz. Peki bu nasıl oluyor? İnsan beyninin işlevlerini anlayabilmek için çeşitli çalışma metodları var. Metodlardan ilki, bizim de en çok kullandığımız olan, beyninin küçük bir bölgesinde kalıcı hasar olan hastaları incelemektir. Beyninin küçük bir bölgesinde genetik bir değişiklik olmuştur. Ortaya çıkan şey tüm zihinsel kapasitenizin tamamen yok olması değil; bir çeşit körleşmiş bir idrak yeteneğidir. Elimizde yitirilmiş belirli bir işlev var ama diğer işlevler tamamen korunmuş durumda. Bu durum şu yargıya varma güvenini veriyor: "Beynin bu bölgesi şu işlevin oluşmasında etkilidir." Böylelikle beynin işlevlerini haritalayabilirsiniz ve sonrasında bağlantıların bahsi geçen işlevin oluşumunda nasıl bir etkisinin olduğunu bulursunuz. Bizim yapmaya çalıştığımız da budur.Peki, size bunla ilgili birkaç çarpıcı örnek vereyim. Aslında size konuşmam süresince altışar dakikalık üç örnek vereceğim. İlk örnek olağandışı bir sendrom olan "Capgras sendromu". Şu ilk slayta bakarsanız, şunlar temporal loblar, frontal loblar, parietal loblar beyni oluşturan loblar. Eğer temporal loblardan iç kısma doğru bakabilseydiniz şu an göremiyorsunuz orada "fusiform gyrus" denen bir küçük bir yapı var. Bu bölgeye beyindeki yüz bölgesi deniyor çünkü burası hasar gördüğü zaman insanların yüzlerini tanıyamıyorsunuz. Seslerinden hala tanıyabiliyorsunuz "tabi ya bu Joe" diyebiliyorsunuz, ama yüzlerine bakarak kim olduklarını bilemiyorsunuz. Hatta aynada kendinizi bile tanıyamıyorsunuz. Elbette aynadakinin kendiniz olduğunu biliyorsunuz çünkü siz göz kırpınca o da göz kırpıyor ve karşınızda ayna olduğunun farkındasınız fakat kendinizi, kendiniz olarak tanıyamıyorsunuz.Şimdi bu sendromun "fusiform cyrus" adlı yapının hasarıyla oluştuğu biliniyor. Fakat çok seyrek görülen bir sendrom daha var, o kadar seyrek ki çok az doktor adını duymuştur, nörologlar bile değil. Bu sendroma "Capgras Yanılsaması" deniyor ve bunda ise hasta diğer her yönden gayet normal bir kafa yaralanması olmuş, komadan çıkmış, diğer herşeyi normal, annesine baktığı zaman diyor ki: "Bu kadın tıpkı anneme benziyor, ama bu sahtesi-- annemin kılığına girmiş başka bir kadın."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://dozaj.blogspot.com/" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://2.bp.blogspot.com/-y1daIo5sz5M/TqU2XlHbKTI/AAAAAAAAB1w/6ti8qQ0RQ90/s320/beyin.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Peki, bu neden oluyor? Niye birisi -- tabi bu kişi diğer her şeyiyle son derece normal, aklı başında ancak annesini görünce yanılgı devreye giriyor ve annesi olmadığını söylüyor.Bunun, psikiyatri kitaplarında bulabileceğiniz en genel açıklaması Freudyen görüştür. Buna göre bu adam aynı durum kadınlara da uyarlanmış bu arada ama ben erkeklerinkini anlatacağım. Küçük bir bebekken, yeni bebek, anneye karşı güçlü bir cinsel istek duyulur. Buna Freud'un 'Oedipus Argümanı' da deniyor. Buna inanıyorum demiyorum, ama bu standart Freudyen yaklaşım. Sonradan büyüdükçe korteks gelişir ve anneye yönelik bu gizli cinsel dürtüyü engeller. Tanrıya şükürler olsun, yoksa annemizi her gördüğümüzde cinsel yönden uyarılırdık. Ve sonrasında olan ise kortekse hasar veren, bu gizli cinsel dürtüleri serbest bırakan, su üstüne çıkaran bir darbe ve aniden açıklanamaz bir şekilde kendini annene karşı cinsel istek duyarken buluyorsun. Diyorsun ki, "Aman tanrım, eğer bu benim annemse, nasıl olur da ben cinsel olarak uyarılırım? Bu başka bir kadın. Sahte birisi." Bu açıklama, hasarlı beynine göre tek anlamlı açıklama.Bu açıklama bana hiçbir zaman mantıklı gelmedi. Kesinlikle çok dahice, aynı diğer Freudyen yaklaşımlar gibi -- (Gülüşmeler) ama pek birşey ifade etmedi çünkü benim aynı yanılsama durumunu fino köpeğine karşı duyan hastam da oldu. (Gülüşmeler) Diyordu ki : "Doktor bu Fifi değil, tıpkı Fifi'ye benziyor ama bu başka bir köpek." Değil mi? Şimdi, Freudyen açıklamayı burada kullanmaya çalışıyorsun. (Gülüşmeler) Tüm insanlarda bulunan gizli hayvansılıktan bahsediyorsun, ya da benzeri birşey ki, kesinlikle çok saçma olur.Peki, gerçekten olan şey ne? Bu ilginç rahatsızlığı açıklamak için, beyindeki görme bölgelerinin yapılarına ve işlevlerine bakıyoruz. Normalde görsel sinyaller göz içerisine gelir ve beynin görme bölgelerine giderler. Aslında beynin arka tarafında sırf görme ile ilgili 30 tane bölge var. Tüm bunların işlenmesinden sonra mesaj beyindeki 'fusiform gyrus' denen yüzleri tanıdığımız bölgeye gider. Orda yüzlere hassas olan nöronlar var. O bölgeye beynin yüz bölgesi denilebilir, değil mi? Daha önce bahsetmiştim. O bölge hasar görünce yüzleri tanıma kabiliyetini kaybediyorsunuz, değil mi?Ama mesaj bu bölgeden limbik sistemdeki amigdala denen yapıya akıyor beynin duygu merkezine ve bu amigdala denen yapı baktığın şeyin duygusal değerini ölçüyor. Bir av mı? Bir düşman mı? Bir dost mu? Ya da tamamen saçma birşey mi, toz yumağı gibi ya da bir parça tebeşir ya da --bunu göstermek istemiyorum ama-- ayakkabı veya ona benzer birşey işte. Tamamen görmezden gelebileceğiniz şeyler. Eğer amigdala heyecanlanırsa ki bu önemli birşeydir, mesaj otonom sinir sistemine aktarılır. Kalbiniz daha hızlı atmaya başlar, ortaya çıkaracağın sıcaklığı yok etmek için terlemeye başlarsın -- kas hareketinden çıkacak olan sıcaklık. İyi ki bu var çünkü avuç içine iki elektrot koyarak deride terleme sonucu oluşan direnç değişikliğini ölçebiliriz. Böylelikle bir nesneye baktığınız zaman heyecanlandığınızı veya uyarıldığınızı anlayabilirim. Bir dakika içinde o noktaya geleceğim.Benim fikrim ise, bu adam bir nesneye baktığında, görüntü, görme bölgelerine gider, fusiform gyrus bölgesinde işlenir ve onun bezelye mi masa mı yoksa annen mi olduğunu anlarsın. Sonra mesaj amigdalaya ardından ise otonom sinir sistemine gider. Ama belki bu hastada amigdaladan limbik sisteme -yani duygusal merkeze- giden bağlantı kazadan dolayı kopmuştur. Ama fusiform bozulmadığı için adam annesini tanıyabiliyor ve diyor ki "bu kadın tıpkı anneme benziyor." Ama duygu merkezine giden bağlantı koptuğu için "Eğer annemse nasıl olur da bi sıcaklık hissetmem?" veya dehşet, duruma göre değişir tabi. Gülüşmeler) Böylece kişi der ki: "Bu anlaşılmaz duygu eksikliği durumuyla nasıl başa çıkarım?" "Bu kadın annem değil, annemmiş gibi görünen yabancı bir kadın."Peki bunu nasıl test edeceğiz? Yapılan şey şu, eğer herhangi birinizi alsam ve bir ekranın önüne oturtsam, galvanik deri tepkinizi ölçsem ve size ekrandan resimler göstersem bir nesneyi gördüğünüz zaman ne kadar terlediğinizi ölçebilirim. Masa ya da şemsiye gibi şeylere tabii ki terlemezsiniz. Ama eğer bir aslan, kaplan veya manken resmi gösterirsem terlersiniz. İster inanın ister inanmayın eğer annenizin resmini gösterirsem -normal insanlardan bahsediyorum- terlersiniz. Musevi olmanıza bile gerek yok. (Gülüşmeler)Peki, bu hastaya gösterirsek ne olur? Hastayı alın ve ekranda resimler gösterin ve galvanik deri tepkisini ölçün. Masa, sandalye ya da toz yumağında hiç birşey yok, normal insanlardaki gibi, ama annesinin resmini gösterince galvanik deri tepkisi düz. Annesine karşı hiçbir duygusal tepki yok çünkü görme bölümlerinden duygusal bölümlere giden bağlantı kopmuş. Görüşü normal çünkü görme alanları normal, duyguları normal, gülüyor, ağlıyor vesaire ama görme ile duygusal bölümler kopuk olduğundan annesinin sahte olduğu yanılgısı var. Bu, bizim çalışmalarımızla ilgili şahane bir örnek, tuhaf, anlaşılmaz görünen nöro-psikiyatrik bir vakayı ele alıyoruz ve diyoruz ki standart Freudyen görüş yanlış, beynin nörolojik yapısını bilerek tam bir açıklamaya ulaşılabilir.Bu arada eğer bu hastayı annesi bitişik odadan arasa, telefon etse telefonu alıp diyor ki "Anneciğim! Nasılsın? Nerelerdesin?" Telefonda herhangi bir yanılsama yok. Ama bir saat sonra gelse "Sen de kimsin? Aynı anneme benziyorsun." diyor. Sebep şu ki işitme merkezinden duygu merkezine giden farklı bir yol var ve bu yol kazada kopmamış. Bu durum, telefonda annesini duyunca sorun olmamasını açıklıyor. Gördüğünde ise sahte olduğunu söylüyor.Peki, beyindeki bu karmaşık devre nasıl kurulmuş? Doğa mı, genler mi, yoksa yetişmeyle mi ilgili? Bu soruna, başka bir garip sendrom olan 'hayalet uzuv' sendromu üzerine düşünerek yaklaşalım. Hepiniz hayalet uzvun ne olduğunu biliyorsunuz. Bir kol veya bacak kesildiği zaman, kangrenden mesela ya da savaşta kaybedilince, Irak savaşı mesela şu sıralar ciddi bir problem -- kişi kaybettiği kolun varlığını hissetmeye devam ediyor buna hayalet kol veya hayalet bacak diyoruz. Aslında vücudunuzun her parçasından hayalet olabilir. İster inanın ister inanmayın, iç organlarımızla bile. Rahmi alınmış hastam vardı -histerektomi- hayalet rahmi vardı, her ayın belirli zamanlarında adet sancıları oluyordu. Hatta bir gün bir öğrenci bana şunu sordu: "Hayali adet öncesi gerginlikleri de olur mu?" (Gülüşmeler) Bilimsel araştırma için uygun bir konu ama henüz o konuya girişmedik.Peki, şimdi sıradaki soru şu: Deney yaparak hayalet uzuvlar hakkında ne öğrenebilirsiniz? Öğrendiğimiz şeylerden birisi, hayalet uzvu olan hastaların yarısı hayali organı oynatabildiklerini iddia ediyor. Kardeşinin sırtına vuruyor, telefon çalınca cevap veriyor, el sallayarak güle güle diyor. Bunlar çok sürükleyici hisler. Hasta kendini kandırmıyor. Kolun orda olmadığının farkında, ama yine de bu hissetme deneyimi hasta için sürükleyici. Fakat hastaların yarıya yakınında bu olmuyor. Hayalet uzuv -- diyorlar ki "Doktor hayali kol paralize oldu. Sıkışık bir halde ve kramplı, dayanılmaz acı veriyor. Bir oynatabilseydim belki acı giderdi."Şimdi, niye hayalet bir kol felçli olsunki? Kulağa çok tezat geliyor. Ama vakalara baktığımız zaman şunu gördük; felçli hayalet uzvu olan hastalarda gerçek kol sinir hasarından ötürü felç olmuş ve kolu destekleyen gerçek sinir motosiklet kazasında kopmuş. Hastanın çok ağrılı bir kolu varmış, bir iki ay veya yıl alçıda asılı kalmış ve sonrasında koldaki ağrıdan kurtulmak için cerrah kolu kesmiş. Bu kez hastanın aynı ağrıları olan hayalet bir kolu olmuş. Bu, ciddi bir klinik problem. Hastalar depresyona giriyor, bazıları intihara sürükleniyor.Peki, bu sendromu nasıl iyileştireceğiz? Niye felçli bir hayalet kolunuz olur? Vakalara baktığımda gördüm ki gerçek kolları vardı, kolu destekleyen sinirler kesilmişti, gerçek kol felç olmuştu ve kesilmesinden birkaç ay öncesinde kol alçıda asılı kalmıştı sonra bu ağrı hayalet kola aktarılmıştı.Niye böyle birşey olur? Kol kesilmemişken ama felçliyken, beyin yani beynimizin ön kısmı kola mesaj iletiyor "kımılda" ama görsel olarak "hayır" geri dönüşünü alıyor. Kımılda! Hayır! Kımılda! Hayır! Kımılda! Hayır! Ve bu durum beynin ağında karmaşa yapıyor buna öğrenilmiş felç deniyor. Beyin, Hebb'in öğrenme kuralında belirttiği ilkelere bağlı olarak öğrenir. Kolu kıpırdatmak için yollanan komut felçli kol hissi oluşturuyor sonrasında kol kesildiğinde bu öğrenilmiş felçlilik durumu beden algınıza taşınıyor ve tabi hayalete de.Peki, bu hastalara nasıl yardım edeceğiz? Öğrenilmiş felci nasıl unutturacağız ki hayalet kolun dayanılmaz kilitlenmiş krampını iyileştirebilelim? Dedik ki, hayalete bir komut versek ama komuta uyduğunu gösteren görsel geribildirim verirsek ne olur? Belki hayali ağrıyı yatıştırabiliriz, yani hayali krampı. Bunu nasıl yapacağız peki? Sanal gerçeklikle tabi. Ama milyon dolarlara mal olur. Ben de üç dolarla bu işi halletmenin bir yolunu buldum ama sakın fon sağlayıcılarıma söylemeyin. (Gülüşmeler)Yaptığım şey "ayna kutusu" dediğim bir şey icat etmek oldu. Bir karton kolinin ortasına ayna koyuyoruz, sonra hayalet kolu içine koyuyoruz. Sonra ilk hastam olan Derek geldi. On yıl önce kolu kesilmişti. Kol yaralanması geçirmiş, bu yüzden sinirler kopmuş ve kol felç olmuştu, bir yıl askıda kaldıktan sonra kol kesilmişti. Hayalet bir kolu vardı, dayanılmaz acıları vardı ve kımıldatamıyordu. Felç olmuş bir hayalet kol.Geldi, ona kutu içerisinde bir ayna verdim, "ayna kutusu" dediğim bir kutu. Hasta, hayalet olan, sıkışmış kramplı sol kolunu aynanın sol tarafına koyuyor normal olan sağ kolunu da sağ tarafa koyuyor aynı o sıkışık duruşu gerçekleştiriyor ve aynanın içine bakıyor, ne yaşıyor peki? Hayaletin yeniden canlandığına bakıyor çünkü normal kolun yansımasını görüyor ve hayalet kolunun yeniden canlandığını görüyor. Dedim ki: "Şimdi hayaleti oynat -- veya gerçek parmaklarını aynaya bakarken kıpırdat." Hayalet kolunun oynadığına dair görsel bir izlenim edinecek. Bu zaten belli ama asıl şaşırtıcı olan şey, hasta diyor ki: "Aman tanrım hayalet kolum tekrar oynuyor, ve de ağrı, kramp yok oldu."Hatırlayın, bu gelen ilk hastam -- (Alkışlar) Teşekkür ederim. (Alkışlar) İlk hastam geldi ve aynaya baktı dedim ki: "Hayalet kolunun yansımasına bak." Kıkırdamaya başladı, "Hayalet kolumu görebiliyorum." dedi. Tabii ki o aptal değil, gerçek olmadığının farkında. Onun bir ayna yansıması olduğunu biliyor ama bu canlı bir duyu deneyimi. Şimdi, dedim ki: "Normal ve hayalet kolunu oynat." Dedi ki: "Hayalet kolumu oynatamıyorum. Biliyorsun, çok acı veriyor." "Normal kolunu oynat" dedim. O da, "Aman tanrım! Hayalet kolum tekrar oynuyor, inanamıyorum! ve ağrım da yok oldu." dedi. Sonra ona "Gözlerini kapat." dedim. Gözlerini kapattı. "Normal elini oynat." "Hiçbirşey, yine kilitlendi" "Tamam, aç gözlerini." "Aman tanrım, aman tanrım, yine kımıldıyor." Şekerci dükkanındaki çocuk gibiydi yani.Yani, bu durum benim 'öğrenilmiş felç' teorimi ve ve görsel girdinin önemini kanıtlıyor, ama bundan ötürü Nobel ödülü almam birisinin hayalet kolunu oynatmasını sağladığım için. (Gülüşmeler) (Alkışlar) Tamamen işe yaramaz bir beceri, düşünsenize. (Gülüşmeler) Sonra anlamaya başladım ki, nörolojideki diğer tür felçler de öğrenilmiş olabilir, inme, fokal distonia (meslek krampı) bunda belki öğrenilmişliğin de bir etkisi olabilir ki, bu durumun üstesinden ayna gibi basit bir alet kullanarak gelebiliriz.Ona dedim ki: "Bak Derek" -- --öncelikle, ağrısını hafifletmek için yanında ayna taşıyarak dolaşamaz tabii ki-- Dedim ki: "Bak Derek, al eve götür ve onunla bir iki hafta alıştırma yap belki belirli bir süre alıştırmadan sonra aynayla işini bitirip, (öğrenilmiş) felci unutabilir, böylece felçli kolunu oynatabilir, ve ağrını iyileştirebilirsin." "Tamam" dedi ve eve götürdü. Dedim ki "Al götür, altı üstü iki dolar, götür evine."Eve götürdü, iki hafta sonra beni aradı ve dedi ki: "Doktor inanmayacaksın!" "Ne?" dedim Dedi ki: "Gitti!" "Ne gitti?" dedim. Ayna kutusu gitmiştir diye düşündüm. (Gülüşmeler) Dedi ki: "Hayır, hayır, hayır hayalet gitti, şu 10 yıldır benle birlikte olan yok oldu!" Dedim ki... Endişelendim, dedim ki, aman tanrım, adamın beden algısını değiştirdim, insani konular ne olacak, etik değerler ne olacak? Dedim ki: "Derek, bu seni rahatsız ediyor mu?" Dedi ki: "Hayır, son üç gündür hayalet bir kolum yok yani, dirsek ağrısı yok, spazm yok, önkol ağrısı yok, tüm bu ağrılar da yok oldu. Ama şöyle bir sorun var, hala hayalet parmaklarım duruyor ve omzumdan sallanıyorlar ve şu senin kutu yetişmiyor." (Gülüşmeler) "Tasarımı değiştirip alnıma koyabilir misin? Böylelikle şu hareketi yapıp hayalet parmaklarımı yok edebilirim." Benim bir tür sihirbaz olduğumu sandı.Şimdi, neden böyle birşey oluyor? Çünkü, beyin büyük bir algı karmaşası yaşıyor. Görsel olarak hayaletin geri geldiği mesajını alıyor. Diğer taraftan, uygun bir karşılık gelmiyor, kas sinyalleri kolun olmadığını söylüyor ama motor komut kol var diyor tüm bu karmaşadan ötürü beyin "kahretsin hayalet kol falan yok" diyor. Bir çeşit inkara gidiyor, sinyalleri yok sayıyor. Tabi kol yok olunca bonus olarak ağrı da yok oluyor çünkü bedenimizden ayrı boşlukta yüzen bir ağrımız olamaz. Bonus bu işte.Bu yöntem Helsinki'deki bir grup tarafından düzinelerce hasta üzerinde denendi. Belki bu, hayalet ağrıyı dindirmede değerli bir yöntem olduğunun kanıtı olabilir. aslında, insanlar bunu felç rehabilitasyonunda denediler. Felç deyince normal olarak siz sinir hasarı sonucu oluşanı düşünürsünüz, yapılacak birşey yok dersiniz ama felçlerde "öğrenilmiş felç" durumunun da etkisi olabiliyor ve bu etki belki de ayna kullanılarak alt edilebilir. Bu, ayrıca tıbbi mahkemelere de taşınarak çok sayıda hastaya da yardımcı oldu.Peki, şimdi konuşmamın üçüncü bölümüne yani diğer bir ilginç olgu olan "sinestezi" olgusuna geçmek istiyorum. 19. yüzyılda Francis Galton tarafından keşfedildi. Charles Darwin'in kuzenlerinden birisiydi. Halk içindeki diğer yönlerden tamamen normal olan bazı insanların şu anlatacağım özelliğe sahip olduğunu fark etti. Sayıları her gördüklerinde sayıları renkli görüyorlar. Beş mavi, yedi sarı, sekiz açık yeşil, dokuz çivit mavisi. Bu insanların diğer yönlerden tamamen normal olduğunu unutmayın. Veya do diyez. Bazen notalar renkleri anımsatır. Do diyez mavidir, fa diyez yeşildir, başka bir nota sarı olabilir.Bu, niçin olur? Buna sinestezi deniyor. Galton buna sinestezi demiştir duyuların karışması. Bizlerde tüm duyular ayrı, onlarda ise duyular karışmıştır. Neden bu oluyor? Bu problemin iki yönünden biri çok ilgi çekicidir. Sinestezi aileden geçer, bu yüzden Galton kalıtsal temelli demiştir, genetik temelli. İkincisi sinestezinin ilgili olduğu -- ve bu, beni anlatmak istediğim şeyle alakalı bu konferansın ana konusuyla alakalı, yaratıcılıkla. Sinestezi sanatçılarda, şairlerde, romancılarda ve toplumdaki diğer yaratıcı insanlarda, genel nüfusa göre 8 kat daha yaygın. Neden bu böyle peki? Bu soruya cevap vereceğim. Daha önce hiç cevaplanmadı.Peki, sinestezi nedir? Buna ne sebep olur? Pek çok teori var. Bir teoriye göre onlar sadece deli. Bu pek bilimsel bir teori değil, bu yüzden unut gitsin. Diğer teori ise onlar eroinman ve esrarkeşler. Aslında bunda doğruluk payı olabilir çünkü bu, burada yani Körfez bölgesinde, San Diego'ya göre daha yaygın. (Gülüşmeler) Peki, üçüncü teori ise hadi kendimize soralım, sinestezide gerçekten olan şey nedir?Böylece biz, renk bölgesi ve sayı bölgesinin beynin fusiform gyrus bölgesinde yan yana olduğunu gördük. Düşündük ki renk ve sayı bölgesi arasında kazara oluşmuş çapraz bağlantılar olabilir. Bu yüzden her rakam gördüğünüzde, karşılık gelen rengi görüyorsunuz ve işte bu sinestezinizin olmasının nedeni. Şimdi hatırlayın -- niye bu oluyor? Neden bazı insanlarda çapraz bağlantılar olsun ki? Hatırlayın demiştim ki aileden gelir. Bu size ipucunu verebilir. Bu ipucu, anormal bir genin olması, çapraz bağlantılara sebep olan şey gendeki bir mutasyon.Anlaşılıyor ki hepimiz doğduğumuzda herşey diğer herşeye bağlıydı. Yani, tüm beyin bölgeleri diğer bölgelere bağlıydı ve bu bağlar karakteristik yetişkin beyninin mimarisini oluşturmak için budandı. Eğer bu budanmaya sebep olan bir gen varsa, ve bu gen mutasyona uğrarsa, yanyana olan beyin bölgeleri arasında eksik budanma olur, eğer bunlar sayı ve renk bölgeleri ise, sayı-renk sinestezisi oluşur. Eğer nota ve renk bölümleri arasındaysa, nota-renk sinestezisi oluşur. Şimdilik herşey yolunda.Şimdi, ya bu gen beynin her yerinde ifade edilirse, herşey çapraz bağlı mı olur? Peki, sanatçıların, şairlerin, romancıların ortak yanları nedir? Mecazi düşünceleri birbirine bağlayabilme becerisi, görünüşte alakasız görünen fikirleri mesela, "O, doğudur ve Juliet Güneştir." Kimse "Juliet Güneştir." demez. Yani o, kızıl bir ateş topu mu? Şizofrenler bunu yapıyor ama bu başka bir hikaye. Normal insanlar, güneş gibi sıcak der, güneş gibi parlak der, güneş gibi can veren der. Bağlantıyı hemen kurdunuz.Şimdi, eğer daha büyük çapraz bağlantıların ve kavramların beynin farklı bölgelerinde olduğunu varsayarsak o zaman sinestezik bireylerde mecazi düşünce ve yaratıcılığa doğru daha büyük bir meyil olcaktır. Bu sebepten, görülme oranı, şairler, sanatçılar ve romancılar arasında sekiz kat daha fazla. Bu çok frenolojik bir sinestezi görüşü.(Frenoloji=kafatası şeklinden karakter analizi) Son gösteri için bir dakika rica etsem? (Alkışlar)Size, aslında hepinizin sinestezik olduğunu ve ama inkar ettiğinizi göstereceğim. İşte bu benim Marslı alfabesi dediğim şey, aynı bizim alfabe gibi, A sesi A harfi, B sesi, B harfi, C sesi, C harfi... farklı sesler için farklı şekiller. İşte Marslı alfabesi. Birisi Kiki, birisi Buba. Hangisi Kiki, hangisi Buba? Kaç kişi bunun(sol) Kiki, bunun(sağ) Buba olduğunu düşünüyor? Ellerinizi kaldırın. Bir iki tane mutant var. (Gülüşmeler) Kaç kişi bunun(sol) Buba, bunun(sağ) Kiki olduğunu düşünüyor? Ellerinizi kaldırın. Yüzde 99'unuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;Şimdi, hiç biriniz Marslı değil, nasıl yaptınız bunu? Çünkü hepiniz çapraz modelle sinestetik soyutlama yapıyorsunuz yani, beyninizin ses bölgesindeki keskin ton değişimi, Ki-ki, (tüysü hücreler etkilendi), Ki-ki köşeli şekildeki görsel keskinliği taklit ediyor. Bu çok önemli çünkü, bize anlattığı şey beynimizin ilkel bir şekilde bağlantı kurduğudur. --saçma bir illüzyonmuş gibi geliyor-- Bu şekli yapan gözdeki ışık demetleri ve ses örüntüsünü oluşturan kulaktaki tüy hücreleridir. Ama beynimiz, bunları ortak paydaya almayı başarabiliyor. Bu, soyutlamanın ilkel bir biçimi ve biz şimdi biliyoruz ki bu, beynin fusiform gyrus denen bölümünde oluyor. Çünkü ne zaman hasar görse, insanlar Buba-Kiki alakasını kurma becerisini yitiriyorlar. Ayrıca mecazi alakaları kurma becerilerini de yitiriyorlar."Her parıldayanı altın sanma." ne demek diye adama sorunca, Hasta "Birşey sırf metal ve parlak diye altın olmaz, özgül ağırlığını ölçmen lazım." diyor. Yani, mecazi anlamı tamamen kaçırıyorlar. Bu bölge insanlarda alt primatlara göre sekiz kat daha büyüktür. Angular gyrus denen bölgede çok ilginç bir şey oluyor, çünkü o bölge, görme ve dokunma arasındaki geçiş noktasıdır ve insanlarda çok irileşmiştir. (ve orda çok ilginç bir şey oluyor( ve bana göre eşsiz insani becerilerin temeli soyutlama, mecaz ve yaratıcılık gibi. Filozofların bin yıllardır üzerinde düşündüğü tüm bu soruları biz bilim adamları beyin görüntülemesi yaparak, hastaları inceleyerek ve doğru soruları sorarak keşfetmeye başlayabiliriz. Teşekkür ederim. (Alkışlar) (Kusura bakma) (Gülüşmeler)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5110730819878800685-3088044310961590795?l=dozaj.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dozaj.blogspot.com/feeds/3088044310961590795/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://dozaj.blogspot.com/2009/08/beynin-fiziksel-yaps-ve-calsmas.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5110730819878800685/posts/default/3088044310961590795'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5110730819878800685/posts/default/3088044310961590795'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dozaj.blogspot.com/2009/08/beynin-fiziksel-yaps-ve-calsmas.html' title='Beynin Fiziksel Yapısı ve Çalışması'/><author><name>Adem Doger</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh6.googleusercontent.com/-06nkmKQvPak/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAAB4U/ZdBZkGsR-Gw/s512-c/photo.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-y1daIo5sz5M/TqU2XlHbKTI/AAAAAAAAB1w/6ti8qQ0RQ90/s72-c/beyin.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5110730819878800685.post-4745409207231727609</id><published>2009-08-19T09:52:00.000-07:00</published><updated>2011-10-24T03:05:20.058-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Haberler'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Teknoloji'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Organlar'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Büyüyen Mucizeler'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Tıbbın Geleceği'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Organ'/><title type='text'>Yeniden Büyüyen Mucizeler</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="-webkit-border-horizontal-spacing: 2px; -webkit-border-vertical-spacing: 2px; font-family: 'times new roman';"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;h1 style="font-family: 'Times New Roman'; font-size: 24pt; font-weight: bold; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; text-align: left;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="-webkit-border-horizontal-spacing: 2px; -webkit-border-vertical-spacing: 2px; font-family: 'times new roman';"&gt;&lt;span style="font-weight: 400;"&gt;&lt;span lang="TR" style="color: #111122; font-size: 20pt; letter-spacing: -0.5pt;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: black; font-family: 'times new roman'; font-size: 16px;"&gt;&lt;/span&gt;Tıbbın Son&lt;/span&gt;&lt;span lang="en-us" style="color: #111122; font-size: 20pt; letter-spacing: -0.5pt;"&gt; Mucizesi&lt;/span&gt;&lt;span lang="en-us" style="letter-spacing: -0.5pt;"&gt;&lt;span style="color: #111122; font-size: 20pt;"&gt;:&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/h1&gt;&lt;h1 style="font-family: 'Times New Roman'; font-size: 24pt; font-weight: bold; margin-bottom: 10px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; text-align: left;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="-webkit-border-horizontal-spacing: 2px; -webkit-border-vertical-spacing: 2px; font-family: 'times new roman';"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana;"&gt;&lt;span lang="TR" style="color: #111122; font-size: 16pt; letter-spacing: -0.5pt;"&gt;Yeniden Büyüyen Organlar&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/h1&gt;&lt;h2 style="font-family: 'Times New Roman'; font-size: 12pt; margin-bottom: 10px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; page-break-after: avoid; text-align: left;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="-webkit-border-horizontal-spacing: 2px; -webkit-border-vertical-spacing: 2px; font-family: 'times new roman';"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana;"&gt;&lt;span lang="TR" style="font-size: 10pt;"&gt;Gelecek Burada: Yenileyici Toz, &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 10pt;"&gt;"&lt;/span&gt;&lt;span lang="TR" style="font-size: 10pt;"&gt;Ink Jet&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 10pt;"&gt;"&lt;/span&gt;&lt;span lang="TR" style="font-size: 10pt;"&gt; Kalp Hücreleri ve Ismarlama Beden Parçaları&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/h2&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: 10px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="-webkit-border-horizontal-spacing: 2px; -webkit-border-vertical-spacing: 2px; font-family: 'times new roman';"&gt;&lt;span style="font-family: 'Trebuchet MS'; font-size: 85%;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: 10px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="-webkit-border-horizontal-spacing: 2px; -webkit-border-vertical-spacing: 2px; font-family: 'times new roman';"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana; font-size: 85%;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Kopan bir parmak ucunun yeniden – büyüdüğünü ya da laboratuarda, reddedilme riski olmadan bir hastaya nakledilebilen bir organ yaratıldığını hayal edin. Bilim kurguya benziyor, ama öyle değil, gerçek. Bu yenileyici tıbbın filizlenen alanıdır, bu alanda bilim adamları bedenin kendisini şaşırtıcı sonuçlarla yenileme gücünü kullandığını öğreniyorlar. CBS Muhabiri Wyatt Andrews sizi bilimsel uç sınırlara götürüyor.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: 10px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="-webkit-border-horizontal-spacing: 2px; -webkit-border-vertical-spacing: 2px; font-family: 'times new roman';"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana; font-size: 85%;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Üç yıl önce, Lee Spievack bir maket uçağın pervanesi ile parmağının ucunu kesti.&lt;/span&gt;Muhabir &lt;span lang="TR"&gt;Andrews, bundan sonra olanların onu tıbbın geleceğine sevk ettiğini bildiriyor. Spievack’ın erkek kardeşi ve tıp araştırma bilim adamı olan Alan, ona özel bir toz gönderdi ve yaranın üzerine serpmesini söyledi. Spievack  “Üzeri örtülene kadar tozu yaranın üzerine döktüğünü” hatırlıyor. Parmağının her parçasının yeniden büyüdüğünü görünce çok şaşırdı.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: 10px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="-webkit-border-horizontal-spacing: 2px; -webkit-border-vertical-spacing: 2px; font-family: 'times new roman';"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana; font-size: 85%;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;CBS Muhabiri&lt;/span&gt; &lt;span lang="TR"&gt;Andrews, Spievack’a sordu, ”Parmağın yeniden büyüyor. Et, kan, damarlar ve tırnak?”&lt;/span&gt;&lt;span lang="en-us"&gt;.&lt;/span&gt;&lt;span lang="TR"&gt; Spievack&lt;/span&gt;&lt;span lang="en-us"&gt;, &lt;/span&gt;&lt;span lang="TR"&gt;”Dört hafta” diye yanıtladı. Andrews, Pittsburgh Üniversitesi McGowan Yenileyici Tıp Enstitüsü’nden Dr. Steven Badylak ile konuştu ve Spievack’ın yeni parmak ucuna neden olanın bu toz olup olmadığını sordu.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: 10px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="-webkit-border-horizontal-spacing: 2px; -webkit-border-vertical-spacing: 2px; font-family: 'times new roman';"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana; font-size: 85%;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Badylak  “Evet, toz&lt;/span&gt; var&lt;span lang="TR"&gt;” diye açıkladı. “Bunu aldık ve onu toz şekline soktuk”.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: 10px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="-webkit-border-horizontal-spacing: 2px; -webkit-border-vertical-spacing: 2px; font-family: 'times new roman';"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana; font-size: 85%;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Bu toz, ekstra&lt;/span&gt;-&lt;span lang="TR"&gt;hücresel matrisi olarak adlandırılan domuz mesanesinden yapılan bir maddedir. Protein ve cerrahların tendonları onarmak için sık sık kullandığı bağlayıcı dokunun bir karışımıdır ve yenileyici tıbbın ortaya çıkan yeni biliminin arkasındaki bazı sırları taşır.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: 10px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="-webkit-border-horizontal-spacing: 2px; -webkit-border-vertical-spacing: 2px; font-family: 'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Arial Black'; font-size: 100%;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 13px;"&gt;&lt;object height="344" width="425"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/kIu0gB-day0&amp;amp;hl=en&amp;amp;fs=1&amp;amp;"&gt;&lt;param name="allowFullScreen" value="true"&gt;&lt;param name="allowscriptaccess" value="always"&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/kIu0gB-day0&amp;amp;hl=en&amp;amp;fs=1&amp;amp;" type="application/x-shockwave-flash" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true" width="425" height="344"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: 10px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="-webkit-border-horizontal-spacing: 2px; -webkit-border-vertical-spacing: 2px; font-family: 'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Arial Black'; font-size: 100%;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 13px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: 10px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: 10px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="-webkit-border-horizontal-spacing: 2px; -webkit-border-vertical-spacing: 2px; font-family: 'times new roman';"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman'; font-size: 16pt;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Badylak&lt;/span&gt;:&lt;span lang="TR"&gt; &lt;/span&gt;B&lt;span lang="TR"&gt;u doku&lt;/span&gt;, b&lt;span lang="TR"&gt;edene yeniden büyüme işlemini başlat&lt;/span&gt;tr&lt;span lang="TR"&gt;ı&lt;/span&gt;yor.&lt;span lang="TR"&gt;  &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: 10px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="-webkit-border-horizontal-spacing: 2px; -webkit-border-vertical-spacing: 2px; font-family: 'times new roman';"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana; font-size: 85%;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Badylak bedendeki her dokunun yenilenme kapasitesine sahip olan hücrelere sahip olduğuna inanan birçok bilim adamından biridir. Bilim adamlarının tek yapması gereken bu hücrelerden yeteri kadarını bulmak ve onları büyümeye “yönlendirmek”tir.  &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: 10px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="-webkit-border-horizontal-spacing: 2px; -webkit-border-vertical-spacing: 2px; font-family: 'times new roman';"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana; font-size: 85%;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Badylak “Bir şekilde matris hücreleri topluyor ve onlara ne yapacaklarını anlatıyor” diye açıkladı. “Nereye gitmeleri gerektiğini, nasıl farklılaşmaları gerektiğini – bir kan damarı hücresi mi olmalıyım, sinir mi, kas hücresi mi yoksa başka bir hücre mi olmalıyım – öğrenmelerine yardımcı oluyor.” &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: 10px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="-webkit-border-horizontal-spacing: 2px; -webkit-border-vertical-spacing: 2px; font-family: 'times new roman';"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana; font-size: 85%;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Eğer bu, en azından teoride, Spievack’ın parmağının yeniden büyümesine yardımcı olduysa, bütün bir kol ve bacağı da büyütebilmelisiniz.   &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: 10px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="-webkit-border-horizontal-spacing: 2px; -webkit-border-vertical-spacing: 2px; font-family: 'times new roman';"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman'; font-size: 16pt;"&gt;&lt;strong style="font-weight: 400;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Teorinin Ötesine Geçen İlerlemeler&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: 10px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="-webkit-border-horizontal-spacing: 2px; -webkit-border-vertical-spacing: 2px; font-family: 'times new roman';"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana; font-size: 85%;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Wake Forest Üniversitesi’ndeki tıp fabrikası adını verdiği laboratuarında, Dr. Anthony Atala beden parçalarını büyütüyor. Atala ve ekibi hücre seviyesinden, şimdiye dek 18 farklı tipte doku inşa etti, bunların arasında kas dokusu, bütün organlar ve bir koyunun nabız atan kalp kapakçığı var. &lt;b&gt;Andrews&lt;/b&gt;  “Ve bu büyüyor mu?” diye sordu. “Kesinlikle”. Atala ona göstererek, “Tüm bu beyaz malzeme yeni dokudur”. “İnsanlar ‘bana ne yapıyorsun’ diye sorduklarında, doku ve organlar geliştiriyoruz” diyoruz. “Hastalara yeniden aşılanabilen beden parçaları yapıyoruz.”&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: 10px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="-webkit-border-horizontal-spacing: 2px; -webkit-border-vertical-spacing: 2px; font-family: 'times new roman';"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;&lt;span style="font-family: Tims; font-size: 16pt;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: red;"&gt;Bu geleceğe çok benziyor, ama bugün. Bunu bugün yapıyoruz&lt;/span&gt;.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span lang="TR"&gt;&lt;span style="font-family: Tims; font-size: 16pt;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma; font-size: 8pt; font-weight: 700;"&gt;– Dr. Patrick Shenot &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: 10px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="-webkit-border-horizontal-spacing: 2px; -webkit-border-vertical-spacing: 2px; font-family: 'times new roman';"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana; font-size: 85%;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Yenilenmenin öncülerinden biri olan Dr. Atala, eğer araştırmacılar hücreleri eyleme teşvik edebilirlerse, her tipte dokunun kendisini yenilemeye zaten hazır olduğuna inanıyor. Bazen bu teşvik bilim kurgu gibi görünebilir. Her gün kullanılan ink jet yazıcılardan ortaya çıkan bir farenin kalbidir. Fare kalbi hücreleri mürekkep kartuşuna girer ve sonra katman katman kalp şeklinde bir modelde püskürtülür.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: 10px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="-webkit-border-horizontal-spacing: 2px; -webkit-border-vertical-spacing: 2px; font-family: 'times new roman';"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana; font-size: 85%;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Dr. Atala, birilerinin insan kalbi geliştirmesinin sadece bir zaman konusu olduğuna inanıyor.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: 10px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://dozaj.blogspot.com/" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/-c1a8Cpc4ofM/TqU3kiRSTAI/AAAAAAAAB14/NVWstwbC1IY/s1600/final-3.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="-webkit-border-horizontal-spacing: 2px; -webkit-border-vertical-spacing: 2px; font-family: 'times new roman';"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana; font-size: 85%;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Atala “Hücreler, yeni doku yapmak için gerekli olan tüm genetik bilgiye sahiptir” diye açıkladı. “Onlar bunu yapmaya programlanırlar. Öyleyse kalp hücreleriniz daha fazla kalp dokusu yapmaya programlanır, mesane hücreleriniz daha fazla mesane hücresi yapmaya programlanır.”&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: 10px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="-webkit-border-horizontal-spacing: 2px; -webkit-border-vertical-spacing: 2px; font-family: 'times new roman';"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana; font-size: 85%;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Atala’nın insan mesane hücreleri ile çalışması, yenileyici tıbbı dönüşümsel büyük bir buluşa sevketti.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: 10px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="-webkit-border-horizontal-spacing: 2px; -webkit-border-vertical-spacing: 2px; font-family: 'times new roman';"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana; font-size: 85%;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Philadelphia’daki Thomas Jefferson Hastanesi’ndeki bu klinik denemede, Dr. Patrick Shenot, bir hastanın kendi hücreleri ile inşa edilen bir organ ile mesane nakli gerçekleştiriyor. Dr. Atala’nın geliştirdiği bir işlemde, hastanın hücreleri laboratuarda geliştiriliyor ve sonra bakterilerle ayrışabilen mesane – şekilli bir platform üzerinde tohumlanıyor.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: 10px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="-webkit-border-horizontal-spacing: 2px; -webkit-border-vertical-spacing: 2px; font-family: 'times new roman';"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana; font-size: 85%;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Sekiz hafta sonra, milyonlarca yeniden – büyüyen hücre ile aşılanan platform ile hastaya naklediliyor. Dr. Shenot, platform çözündüğü zaman geride kalan şeyin yeni, fonksiyon gören bir organ olacağını söylüyor.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: 10px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="-webkit-border-horizontal-spacing: 2px; -webkit-border-vertical-spacing: 2px; font-family: 'times new roman';"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana; font-size: 85%;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;“Hücreler mesane duvarında iki büyük hücreye farklılaşır, kas hücreleri ve astar hücreleri” diye açıkladı. “Bu geleceğe çok benziyor, ama bugün. Bunu bugün yapıyoruz”&lt;/span&gt;&lt;strong&gt;&lt;span lang="TR"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: 10px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="-webkit-border-horizontal-spacing: 2px; -webkit-border-vertical-spacing: 2px; font-family: 'times new roman';"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman'; font-size: 16pt;"&gt;&lt;strong style="font-weight: 400;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Yaraların Onarılması&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: 10px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="-webkit-border-horizontal-spacing: 2px; -webkit-border-vertical-spacing: 2px; font-family: 'times new roman';"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana; font-size: 85%;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Bugün, yenilenmeye en çok inananlardan biri ABD ordusudur, özellikle Lee Spievack'ın parmağını yeniden büyüten matris ile ilgileniyorlar. Pittsburgh Üniversitesi ile işbirliği yapan ordu bu matrisi savaştan geri dönen askerlerin kesilmiş parmaklarında kullanmak üzere.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: 10px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="-webkit-border-horizontal-spacing: 2px; -webkit-border-vertical-spacing: 2px; font-family: 'times new roman';"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana; font-size: 85%;"&gt;&lt;i&gt;Amerikan &lt;span lang="TR"&gt;Ordu&lt;/span&gt;su&lt;/i&gt;&lt;span lang="TR"&gt;&lt;i&gt; Cerrahi Araştırma Enstitüsü&lt;/i&gt;’nden Dr. Steven Wolf, askeriyenin kol ve bacakları, kayıp kasları, hatta yanmış deriyi yeniden – geliştirme umuduyla yenileyici araştırmalara milyonlarca dolar yatırım yaptığını söylüyor.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: 10px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="-webkit-border-horizontal-spacing: 2px; -webkit-border-vertical-spacing: 2px; font-family: 'times new roman';"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana; font-size: 85%;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Wolf, “Ve derilerinin yarısını kaybeden bu adamları, bacaklarını kaybeden bu adamları görmezden gelmek çok zor” dedi. “Soruyu sormaya başlıyorsunuz; bunu bizim için yapabilen teknolojiye sahip olan birileri var mı?”&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: 10px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="-webkit-border-horizontal-spacing: 2px; -webkit-border-vertical-spacing: 2px; font-family: 'times new roman';"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana; font-size: 85%;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Andrews &lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span lang="TR"&gt;“Dokuları yeniden büyütmek mi demek istiyorsunuz?” diye sordu.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: 10px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="-webkit-border-horizontal-spacing: 2px; -webkit-border-vertical-spacing: 2px; font-family: 'times new roman';"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana; font-size: 85%;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Wolf, “belki de”&lt;/span&gt; dedi.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: 10px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="-webkit-border-horizontal-spacing: 2px; -webkit-border-vertical-spacing: 2px; font-family: 'times new roman';"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana; font-size: 85%;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Brooke Ordu Tıp merkezindeki yanık biriminde, yenilenme fikri parıldayan bir umut getiriyor. Ordu personeli çavuş Robert Henline, kuzey Bağdat’taki bir saldırıda aracında hayatta kalan tek kişiydi. Andrews ile askeriyenin yeni teknolojiye yatırımı hakkında konuşan Henline, “Bu harika bir fikir” dedi. “Eğer daha az acı veren ve bunu tüm bu yara izlerini bırakmayan doğal büyüme ile iyileştirebilen bir şeyle ortaya çıkabilirlerse, kesinlikle gözden geçirilecek bir şeydir.”&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: 10px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="-webkit-border-horizontal-spacing: 2px; -webkit-border-vertical-spacing: 2px; font-family: 'times new roman';"&gt;&lt;span style="font-family: 'Trebuchet MS'; font-size: 85%;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span lang="TR"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman'; font-size: 16pt;"&gt;&lt;strong style="font-weight: 400;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Yenilenme Yarışı Küreselleşiyor&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: 10px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="-webkit-border-horizontal-spacing: 2px; -webkit-border-vertical-spacing: 2px; font-family: 'times new roman';"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana; font-size: 85%;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Yenilenmeyi kullanıma sokmak için birçok farklı teknolojiler ile şimdi tüm dünyada klinik denemeler yapılıyor. Almanya’da test edilen bir makine, yanmış bir hastanın kendi hücrelerini yanık üzerine püskürtüyor, derinin yeniden – büyümesi sinyalini veriyor.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: 10px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="-webkit-border-horizontal-spacing: 2px; -webkit-border-vertical-spacing: 2px; font-family: 'times new roman';"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana; font-size: 85%;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Badylak, boğaz kanseri olan hastalara – yemek borusu şeklinde – matris malzemesi aşılamak üzere. “Bu malzemenin bedenin normal yemek borusu dokusunu yeniden – oluşturmasına neden olacağını umuyoruz.” &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: 10px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="-webkit-border-horizontal-spacing: 2px; -webkit-border-vertical-spacing: 2px; font-family: 'times new roman';"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana; font-size: 85%;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Pittsburgh Üniversitesi Tıp Merkezi’ndeki klinik denemede, hasta Mary Beth Babo’nun kalbine kendi yetişkin hücreleri enjekte ediliyor, yeni damarların gelişmesi bekleniyor. Onun cerrahı Dr. Joon Lee’dir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: 10px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="-webkit-border-horizontal-spacing: 2px; -webkit-border-vertical-spacing: 2px; font-family: 'times new roman';"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana; font-size: 85%;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Lee, “Bu, koroner kalp hastalığı için alanımızın Kutsal Kasesi olarak düşündüğümüz şeydir” dedi. Kutsal Kase, çünkü eğer beden hücreleri damarları yeniden – geliştirebilirse, ameliyata daha az gereksinim olur. Babo, “Bu açık kalp ameliyatından büyük bir farktır. Eğer insanlar bu ameliyatı olmak zorunda kalmazlarsa, bu gidilecek olan yoldur… eğer işe yararsa” dedi.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: 10px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="-webkit-border-horizontal-spacing: 2px; -webkit-border-vertical-spacing: 2px; font-family: 'times new roman';"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana; font-size: 85%;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman'; font-size: 16pt;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Yenilenme Ticareti&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: 10px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="-webkit-border-horizontal-spacing: 2px; -webkit-border-vertical-spacing: 2px; font-family: 'times new roman';"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana; font-size: 85%;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Bu arada, Corporate America şirketi yenilenmenin işe yaracağına inanıyor. Ticarileştirmek ve sipariş üzerine yapılan beden parçalarının kitlesel üretimini yapmak için yatırım sermayesi akıtıyorlar. Tengion Company lisansı satın aldı, fabrikayı inşa etti ve size daha önce sözünü ettiğimiz Wake Forest’te geliştirilen o mesaneleri yapıyor.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: 10px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="-webkit-border-horizontal-spacing: 2px; -webkit-border-vertical-spacing: 2px; font-family: 'times new roman';"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana; font-size: 85%;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Tengion'un CEO’su Dr. Steven Nichtberger, “Çok gerçek ve zorlayıcı hasta ihtiyacı etrafında çok gerçekçi bir iş inşa ediyoruz” dedi. Tengion yenilenmenin çok yakında organ nakli tıbbını kökten değiştireceğine inanıyor. Organ nakline ihtiyacı olan hastalar, organ bağışı için yıllarca beklemek yerine, bir laboratuara hücrelerini gönderecekler ve kendi yeniden – büyüyen organlarına sahip olmak için birkaç hafta bekleyecekler. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: 10px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="-webkit-border-horizontal-spacing: 2px; -webkit-border-vertical-spacing: 2px; font-family: 'times new roman';"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana; font-size: 85%;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;”Organ nakli için bekleme listesinde olan hastalara bakıyorum. Mesaneler, kan damarları, böbrekler inşa etmek için sahip olduğumuz fırsata bakıyorum. Yenileyici tıpta, bunun 1980’lerin yarı – iletken endüstrisine benzer olduğunu düşünüyorum, bunun nereye gideceğini bilemezsiniz, ama büyük olduğunu bilirsiniz.”&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;hr align="left" style="font-size: 78%;" width="33%" /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="-webkit-border-horizontal-spacing: 2px; -webkit-border-vertical-spacing: 2px; font-family: 'times new roman';"&gt;&lt;span style="color: grey; font-family: Tahoma; font-size: 8pt;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Ink Jet:&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span lang="TR"&gt; &lt;/span&gt;E&lt;span lang="TR"&gt;lektriksel olarak doldurulan mürekkebin enjeksiyon ile basılması&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;hr align="left" style="font-size: 78%;" width="33%" /&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="-webkit-border-horizontal-spacing: 2px; -webkit-border-vertical-spacing: 2px; font-family: 'times new roman';"&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma; font-size: 8pt;"&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;  2005-2009&lt;/span&gt;&lt;span lang="en-us"&gt; &lt;/span&gt;© &lt;/span&gt;&lt;a href="http://indigodergisi.com/"&gt;&lt;span style="color: #000066; font-family: Tahoma; font-size: 8pt;"&gt;http://indigodergisi.com&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5110730819878800685-4745409207231727609?l=dozaj.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dozaj.blogspot.com/feeds/4745409207231727609/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://dozaj.blogspot.com/2009/08/yeniden-buyuyen-mucizeler.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5110730819878800685/posts/default/4745409207231727609'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5110730819878800685/posts/default/4745409207231727609'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dozaj.blogspot.com/2009/08/yeniden-buyuyen-mucizeler.html' title='Yeniden Büyüyen Mucizeler'/><author><name>Adem Doger</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh6.googleusercontent.com/-06nkmKQvPak/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAAB4U/ZdBZkGsR-Gw/s512-c/photo.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-c1a8Cpc4ofM/TqU3kiRSTAI/AAAAAAAAB14/NVWstwbC1IY/s72-c/final-3.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5110730819878800685.post-8660784691022726690</id><published>2009-08-16T16:50:00.000-07:00</published><updated>2011-10-14T15:56:32.481-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hava'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sigara'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Temiz'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İçmek'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Bırakma'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sağlıklı Yaşam'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yöntem'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Dozaj'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hayat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sağlık'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Duman'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Zehir'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Blog'/><title type='text'>Sigarayı Bırakma Yöntemleri</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-d2Pu8Akd05k/TpiurvbTB9I/AAAAAAAABzA/WW6JkKpnrHE/s799/Novartis.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="113" src="http://3.bp.blogspot.com/-d2Pu8Akd05k/TpiurvbTB9I/AAAAAAAABzA/WW6JkKpnrHE/s320/Novartis.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="j" style="color: #990000; font-size: large;"&gt;İçtiğiniz Son Sigara Olsun !&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #444444; font-size: large;"&gt;Sabahları kahvaltıdan önce sigara içmeden güne başlayamayan, her fırsatta dumanaltı olmak için binbir türlü sıkıntıya katlanan, sigarasız kaldığında adeta kişilik değiştirecek kadar kendini kaybeden bir sigara bağımlısı mısınız? O halde sağlığınızı, geleceğinizi tehlikeye atmış durumdasınız. Üstelik bunu siz de biliyorsunuz. Haydi gelin, hayatınızı kurtaracak o kesin karar doğru adım adım nasıl yaklaşacağımızı gözden geçirelim. Sigarayı vücudumuzdan değil, hayatımızdan nasıl kovabiliriz, bir düşünelim.. Sigara kullanımı genellikle ergenlikte başlar. Ülkemizde 15 yaş üzerindeki 16 milyon kişi sigara içmektedir. Ergenler genellikle özenme, arkadaş çevresinden etkilenme,bağımlılık arayışı, kimlik karmaşası gibi nedenlerle sigaraya başlarlar. Bunun yanında yaşadıkları stresle başetmede zorluk çeken gençler, sigaraya yönelmektedir. Araştırmalar sigara içen ergenlerin benlik saygısının daha düşük olduğunu göstermektedir. Depresyon yaşayan kişiler de sigaraya daha fazla yönelir. Yapılan araştırmalara göre ülkemizde toplumun %43.6'sı sigara içmektedir. Bu oran erkeklerde %62.8, bayanlarda %24.3'tür.                             &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #444444; font-size: large;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="j" style="color: #444444; font-size: large;"&gt;Sigara Ciddi Zararlara Yol Açıyor:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #444444; font-size: large;"&gt;Türkiye'de insanların %10.6'sı sigarayla ilişkili nedenlerle ölmektedir. Terörden yılda 2-3 bin, trafik kazalarından 6-7 bin, sigaraya bağlı hastalıklardan ise yılda 35 bin (günde 100 kişi ) hayatını kaybetmektedir. Sigara kullanımına bağlı ölüme yol açan hastalıklardan bazıları; kronik bronşit, amfizem, akciğer kanseri, kalp enfarktüsü, beyin damar hastalıkları, kalp damar hastalıkları, kronik tıkayıcı akciğer hastalıklarıdır. Araştırmalarda yapılan hesaplamalar gösteriyorki, günde 15 sigara içen 30 yaşındaki bir insanın normal ömrü, 5 yıl kısalmaktadır.                             &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #444444; font-size: large;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="j" style="color: #444444; font-size: large;"&gt;Sigara İçmeyenler de Kanser Oluyor ?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #444444; font-size: large;"&gt;Sigara içenleri yanıltan en önemli durumlardan biride sigara kullandığı halde kansere yakalanmayan pek çok insan olduğu gibi, sigara içmediği halde kanser olan pek çok insanın bulunmasıdır. Unutulmamalı ki sigara içenlerin çoğu, akciğer kanserine yakalanmasa da sigara içen bir kişinin ak­ciğer kanseri olma riski, içmeyene göre 8 kat fazladır ve akciğer kanseri olanlann % 80'i sigara içmektedir. Üstelik sigara sadece akciğer kanseri değil ağız boşluğu, gırtlak, yemek borusu, böbrek, rahim ağzı, mesane ve pankreas kanserleri ve akut lösemi riskini de arttırmaktadır. Sigara, kanser dışında mide ülseri, burger has­talığı, bağışıklık sisteminin zayıflaması, hormonların etkilenmesi sonucu kadınlarda cilt kırışıklıkları, adet düzensizlikleri, erken menapoz gibi pek çok soruna yol açabilmektedir.                             &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #444444; font-size: large;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="j" style="color: #444444; font-size: large;"&gt;Sigarayı Bırakınca Olanlar:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #444444; font-size: large;"&gt;Özenti ya da stresle başetmek için başlanan sigara, bir süre sonra zevk verici olmaktan çıkar ve kişi sigarayı içmediginde ya­şadığı sıkıntıdan (yoksunluk belirtileri) kaçmak için sigara içmeye devam eder. Yoğun sigara kullanan kişiler, son sigaradan birkaç saat sonra tütün arayışı, huzursuzluk, sinirlilik, keyifsizlik, gerginlik, konsantre olamama gibi yoksunluk belirtileri yaşamaya başlar ve zamanla buna uykusuzluk, iştah artışı ve kalp atışı hızında azalma eklenir. Bu belirtiler 2-3 gün içinde en yüksek düzeye ulaşır ve 2-3 hafta sürer, iştah artışı ve kilo alma 6 ay devam edebilir. Özellikle tatlı yiyeceklere karşı aşırı istek olur. Dikkat isteyen işlerde performans bozulabilir. Bu belirtiler, yeniden sigaraya başlamanın en önemli nedenidir. Çoğu sigara tiryakisi, sigarayı istediği zaman bırakabileceğini iddia eder ama bu belirtileri ya­şayacak kadar sigaradan uzak kalmadığı halde bunun kendi ter­cihi olduğunu söyler. Oruç gibi, sigaradan uzak kalmak zorunda kaldıkları zaman, yukarıda saydığımız belirtileri yaşadıklarında ise bunu sigaraya değil, açlığa bağlarlar. Durumunu inkar etmek, her bağımlılık türünde tipik bir tutumdur.                             &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #444444; font-size: large;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="j" style="color: #444444; font-size: large;"&gt;Sigarayı Bırakmak Mümkün:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #444444; font-size: large;"&gt;Araştırmalar sigara içenlerin % 90'ının sigarayı bırakmak is-tediklerini fakat bunu başaramadıklarım göstermektedir. Uyandıktan hemen sonra sigara içenler, hastayken sigara içenler, sigaradan uzak duramayanlar, sabahları daha fazla sigara içenlerin ciddi derecede bağımlılığı vardır ve bu kişiler sigarayı bırakmakta zorlanırlar. Sigarayı bırakanların %70'i ilk ayda tekrar kullanmaya başlarlar. Sigarayı bırakmış olanların dörtte birinden azı, ilk girişiminde bunu başarmıştır. Sigarayı kalıcı olarak bırakanların çoğu bunu başarmadan önce  3-4 kez bırakmayı deneyip yeniden başlamışlardır. Güzel haber şu ki, sigarayı bırakmaya çalışıp  bırakamamak her şeyin sonu değildir.Neden başarısız kalındığından ders alarak bunu başarıncaya kadar tekrar tekrar gayret etmek gerekir. Araştırmaların verdiği başka iyi bir haberde de, Amerikada sigara içen kişilerin yaklaşık %45'inin sonunda sigarayı bırakabilmesidir. Demek ki en iiyisi, sigaraya hiç başlamamak. Eğer başlanmışsa bırakmak mümkün, ama geç kalmamak gerekir.                             &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #444444; font-size: large;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="j" style="color: #444444; font-size: large;"&gt;Profesyonel Yardım Alın:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #444444; font-size: large;"&gt;Sigara bırakma programlarında en sık kullanılan yöntemler nikotin yerine koyma tedavileri (nikotin sakızları, nikotin bantları)Bupropion, psikoterapi, hipnoz ve akupunktur. Nikotin sakızları ve cilde yapıştırılan bantlar, özellikle fazla sayıda sigara kullanan kişilerin sigarayı bıraktıklarında yaşadıkları ciddi yoksunluk belirtilerini yatıştırmaya yarar. Avrupanın pek çok yerinde ve Amerika'da sigarayı bırakmak için uzun süredir kullanılan Bupropion(Zyban) isimli depresyon ilacı, Türkiyede de son zamanlarda kullanılmaya başlandı. Bu ilaç, sigara bırakıldığında ortaya çıkan huzursuzluk, sinirlilik, gerginlik, konsantra olamama, uykusuzluk ve iştah artışı gibi �depresif belirtileri � azaltır. Yeniden sigaraya başlamanın en önemli nedeni, bu belirtilerdir ve Bupropion kullanan kişilerin uzun vadede yeniden sigaraya başlama riski, kullanmayanların yarısı kadardır. Bupropion, bir çok depresyon ilacının aksine, uyku ve iştah artışı ya da cinsel isteksizlik gibi yan etkilere neden olmamaktadır. Hipnoz olmaya yatkın kişiler ise bu metottan büyük yarar gö­rebilir. Hipnozla     sigaradan soğumak ve sigaraya karşı iradeyi güçlendirmek mümkündür.                             &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #444444; font-size: large;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #444444; font-size: large;"&gt;&lt;span class="j"&gt;&lt;b&gt;Size Neler Düşüyor?&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;                               &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #444444; font-size: large;"&gt; Sigarayı bırakmak için kendinizi hazırlayın!                                 &lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #444444; font-size: large;"&gt; Bırakmak istediğinize dair olumlu karar verin. Bunun ne kadar zor olabileceğine dair olumsuz düşünceleri engellemeye çalışın.                                 &lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #444444; font-size: large;"&gt; Bırakmak isteyişinizin bütün nedenlerini sıralayın. Her gece yatmadan önce bu nedenlerden birini 10 kez tekrar edin.                                 &lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #444444; font-size: large;"&gt; Sağlığınız ve başkalarına karşı sorumluluklarınızın yanında, güçlü kişisel nedenler geliştirin. Örneğin sigara mola­ları, safın almak için koşuşturma, ateş arama için ziyan ettiğiniz toplam zamanı vb. düşünün.                                 &lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #444444; font-size: large;"&gt; Kendinizi fiziksel olarak forma sokmaya başlayın: Düzen­li egzersiz yapın, daha fazla sıvı alın, yeterince dinlenin ve aşırı yorgunluktan kaçının.                                 &lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #444444; font-size: large;"&gt; Bırakmak için bir tarihi hedef olarak belirleyin. Doğum gününüz, evlilik yıl dönümünüz gibi özel günleri seçebi­lirsiniz. Eğer yoğun olarak iş yerinde sigara içiyorsanız, tatilde bırakın. Belirlediğiniz günü kutsal gibi kabul edin, hiçbir şeyin onu değiştirmesine izin vermeyin. Böylece bırakma gününüzü her yıl kutlayabilirsiniz.                                 &lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #444444; font-size: large;"&gt; Ne Bekleyeceğinizi Bilin!                                 &lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #444444; font-size: large;"&gt; Bırakma belirtilerinin -geçici- oldugunu bilin. Geneli sadece 2-3 hafta sürer.                                 &lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #444444; font-size: large;"&gt; Yeniden başlamaların çoğunlukla, bırakma belirtile hala en yoğun düzeyde ve vücudunuzun nikotine bağımlı, olduğu sigarayı bırakma dan sonraki ilk hartada meydana geldiğini bilin. Bunun geçireceğiniz en zor zaman oldugunun farkında olun ve bu kritik dönemi atlatmak için iradeniz, aileniz, arkadaşlarınız gibi bütün şahsî kaynaklarınızı kullanın.                                 &lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #444444; font-size: large;"&gt; Diğer yeniden başlamaların çoğunun da, sigarayı bıraktık­tan sonraki ilk 3 ay içinde oldugunu bilin. Yeniden başla­ma özellikle stresle, beklenmedik şekilde tetiktenin Bu du­rumlar. sigarayı rahatlamayla özdeşleştirdiği için, kişinin otomatik olarak sigaraya yöneldiği anlardır. Bunlar meydana gelmeden önce kendini hazırlamak zor olduğu için, oldugunda fark edebilmek önemlidir. Unutmayın, sigara bir alışkanlıktır, ama kırabileceğiniz bir alışkanlıktır.                                 &lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #444444; font-size: large;"&gt; Daha önce sigarayı temelli bırakmış kişilerin çoğunun. bunu ancak birkaç denemeden sonra yapabildiklerin! bi­lin. ilk denemede bırakanlardan biri olabilirsiniz, ama 'yılmayın' ve yeniden deneyin.                                 &lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #444444; font-size: large;"&gt; Başkasını Bu İşe Dahil Edin                                 &lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #444444; font-size: large;"&gt; Hedeflediğiniz günde sigarayı bırakabileceginize dair bir arkadaşınızla iddiaya girin. Sigara paranızı her gün bir kenara koyun ve eğer sigara içerseniz o parayı bir yere bağışlayın. (Ama sigara içerseniz. vazgeçmeyin, gücünüzü toplayıp yeniden deneyin.)                                 &lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #444444; font-size: large;"&gt; Eşmizin ya da bir arkadaşınsın sizinle birlikte sigarayı bırakmasını isteyin.                                 &lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #444444; font-size: large;"&gt; Ailenize ve arkadaşlarınza sigarayı bırakacağınızı ve bunun tarihini söyleyin. Bu, hem bırakmadan önce. hem de sonra önemli bir destek kaynağı olabilir                                 &lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #444444; font-size: large;"&gt;&lt;span class="j"&gt;Bırakma Yolları:&lt;/span&gt;                               &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #444444; font-size: large;"&gt; Marka değiştirin, tadını kötü bulduğunuz bir markaya ge­çin.                                 &lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #444444; font-size: large;"&gt; Hedeflediğiniz bırakma gününden 2 hafta önce, katran ve nikotin içeriği düşük bir markaya geçin. Bu, sigara içme davranışınızı değiştirmenize yardımcı olacakür. Ancak, da­ha fazla sigara içmeyin, içinize daha sık ya da daha derin çekmeyin, parmağınızla filtrenin deliklerin! kapatmayın. Bunların hepsi aldığınız nikotin miktanni arttırır; oysa amaç vücudunuzu yavaş yavaş nikotinsizliğe hazırlamaktır.                                 &lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #444444; font-size: large;"&gt; Sigarayı Bırakmak İçin İpuçları                                 &lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #444444; font-size: large;"&gt; Her bir sigaranın sadece yarısını için. &lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #444444; font-size: large;"&gt; Her gün ilk sigaranızı yakmayı bir saat geciktirin.                                 &lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #444444; font-size: large;"&gt; Günün yalnızca tek ya da çift saatlerinde içme kararı alın. &lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #444444; font-size: large;"&gt; Önceden, o gün kaç sigara içeceğinize karar verin. Bu sayının üstündeki her sigara için istediğiniz bir yere para bağışlayın.                                 &lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #444444; font-size: large;"&gt; Yeme alışkanlığınızı, sigarayı azaltmanıza yardımcı ola­cak şekilde değiştirin. Örneğin süt için (çoğu kimse sütün sigarayla gitmediğin! düşünür).                                 &lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #444444; font-size: large;"&gt; Yemeklerinizi, sizi sigaraya yöneltmeyecek şeylerle bitirin.                                 &lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #444444; font-size: large;"&gt; "Kafanızı toplamak" istediğinizde sigara yerine bir bar­dak meyve suyu için.                                 &lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #444444; font-size: large;"&gt; Unutmayın ki sigarayı azaltmak bırakmanıza yardımcı olur, ama bunun yerini tutmaz. Günde yedi sigaraya ka­dar indiyseniz bırakma tarihini belirleme ve ona bağlı kalma zamanı gelmiş demektir.                                 &lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #444444; font-size: large;"&gt; "Otomatik Olarak" Sigara içmeyin                                 &lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #444444; font-size: large;"&gt; Gerçekten istediğiniz zaman için. Sırf alışkanlıktan dola­yı sigara yakmaya kalktığınızda, kendinizi yakalayın.                                 &lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #444444; font-size: large;"&gt; Kül tablalarınızı boşaltmayın. Bu, her gün kaç sigara içtiğinizi size hatırlatacak, izmaritlerin görüntü ve kokular. hoş olmayacaktır.                                 &lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #444444; font-size: large;"&gt; içtiğiniz her bir sigaranın farkına varın. Ters elinizi kullanarak, sigarayı farklı bir cebinize ya da her zaman koyduğunuzdan başka yerlere koyarak otomatik olarak siga-raya uzanma davranışınızı kırın.                                 &lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #444444; font-size: large;"&gt; Gün boyu birçok kere, hiç düşünmeden sigara içiyorsanız, her sefer bir sigara yakarken aynaya bakmaya çalı­şın. Bunu istemediğinize karar verebilirsiniz.                                 &lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #444444; font-size: large;"&gt;&lt;span class="j"&gt;Sigara İçmeyi Uygunsuz Hale Getirin:&lt;/span&gt;                               &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #444444; font-size: large;"&gt; Sigarayı kartonla almayı bırakın. Bir paket bitmeden diğerini almayın.                                 &lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #444444; font-size: large;"&gt; Evde ya da işte, yanınızda sigara taşımayı bırakın. Sigaraya ulaşmanızı zorlaştırın.                                 &lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #444444; font-size: large;"&gt;&lt;span class="j"&gt;Sigara İçmeyi Hoş Olmayan Bir Hale Getirin:&lt;/span&gt;                               &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #444444; font-size: large;"&gt; Sizin için özellikle zevk verici olmayan şartlarda sigara için. Örneğin başkalarıyla birlikte içmekten hoşlanıyorsanız bunu yalnız yapın. Sandalyenizi boş bir köşeye doğ­ru çevirin ve sadece içtiğiniz sigarayla onun olumsuz et-kilerine konsantre olun.                                 &lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #444444; font-size: large;"&gt; Bütün izmaritlerinizi büyük bir cam kavanoz içinde top­layarak, sigaranın pisliğini hatırlamak için saklayın.                                 &lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #444444; font-size: large;"&gt;&lt;span class="j"&gt;Bırakmadan Hemen Önce:&lt;/span&gt;                               &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #444444; font-size: large;"&gt; Sigarasız olma egzersizleri yapın.                                 &lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #444444; font-size: large;"&gt; Bir daha asla sigara içmeyeceğinizi 'düşünmeyin.' Her seferinde, o günü de sigarasız geçirmeyi düşünerek bırakın.                                 &lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #444444; font-size: large;"&gt; Kendinize bugün sigara içmeyeceğinizi söyleyin ve içmeyin.                                 &lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #444444; font-size: large;"&gt; Uzun süre kalan sigara kokusundan kurtulmak için elbi­selerinizi! temizleyin.                                 &lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #444444; font-size: large;"&gt;&lt;span class="j"&gt;Bıraktığınız Gün:&lt;/span&gt;                               &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #444444; font-size: large;"&gt; Bütün sigara ve kibritleri atın. Çakmakları ve kül tablala­rını saklayın.                                 &lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #444444; font-size: large;"&gt; Diş hekimine gidip dişlerinizi! temizleterek sigara lekelerinden kurtulun. Dişlerinizin bu şekilde ne kadar güzel gözüktüğüne dikkat edin ve onları öyle tutmayı hedefleyin.                                 &lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #444444; font-size: large;"&gt; Kendiniz ya da bir başkası için almak istediğiniz şeylerin listesini yapın. Maliyetlerin! sigara paket fiyatı üzerinden hesaplayın ve bu hediyeleri almak için parayı bir kenara koyun.                                 &lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #444444; font-size: large;"&gt; O büyük günde kendinizi çok meşgul edin. Sinemaya, spor yapmaya gidin; uzun yürüyüşler yapın ya da bisiklete binin.                                 &lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #444444; font-size: large;"&gt; Ailenize ve arkadaşları niza o günün sigarayı bırakma gü­nünüz olduğunu hatırlatın.                                 &lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #444444; font-size: large;"&gt; Onlardan ilk haftalarda yaşayacağınız zorluklarda size yardımcı olmalarım rica edin.                                 &lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #444444; font-size: large;"&gt; Kendinize bir mükafat ya da kutlama niyetiyle özel bir şey verin.                                 &lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #444444; font-size: large;"&gt;&lt;span class="j"&gt;Bıraktıktan Hemen Sonra:&lt;/span&gt;                               &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #444444; font-size: large;"&gt; Evde, iş yerinde ve çevrenizde temiz, taze, sigarasız bir ortam oluşturun. Kendiniz için çiçekler alın.                                 &lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #444444; font-size: large;"&gt; Sigarayı bıraktıktan sonraki ilk birkaç gün kütüphane, müze, tiyatro, ibadethane gibi sigara içilmesine izin veril­meyen yerlerde mümkün olduğunca çok vakit geçirin.                                 &lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #444444; font-size: large;"&gt; Bol su ve meyve suyu için. (Ama kafein içeren meşrubat­ta sakının)                                 &lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #444444; font-size: large;"&gt; Alkol ve kahve gibi sigara ile bağlantı kurduğunuz içeceklerden sakının                                 &lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #444444; font-size: large;"&gt; Elinizde sigara bulunmasını özlüyorsanız, anahtarlık, tespih, kalem gibi bir şeyle oynayın                                 &lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #444444; font-size: large;"&gt;Doç.Dr. ilhan Yargıç Psikiyatrist. Sigara ve Sigarayı Bırakma Yöntemleri&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #444444; font-size: large;"&gt;Psikiyatri penceresi&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #444444; font-size: large;"&gt;Editör Dr. Mustafa Güveli 2003 /Sayfa:239-250&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5110730819878800685-8660784691022726690?l=dozaj.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dozaj.blogspot.com/feeds/8660784691022726690/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://dozaj.blogspot.com/2009/08/sigaray-brakma-yontemleri.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5110730819878800685/posts/default/8660784691022726690'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5110730819878800685/posts/default/8660784691022726690'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dozaj.blogspot.com/2009/08/sigaray-brakma-yontemleri.html' title='Sigarayı Bırakma Yöntemleri'/><author><name>Adem Doger</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh6.googleusercontent.com/-06nkmKQvPak/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAAB4U/ZdBZkGsR-Gw/s512-c/photo.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-d2Pu8Akd05k/TpiurvbTB9I/AAAAAAAABzA/WW6JkKpnrHE/s72-c/Novartis.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5110730819878800685.post-8257303781780607736</id><published>2009-08-14T08:38:00.000-07:00</published><updated>2011-10-24T03:24:48.546-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Güneş'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Videolar'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Video'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Evren'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Dünya'/><title type='text'>Güneşin Sırları  (Evren - Bolum 1)</title><content type='html'>&lt;div align="center"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-Vyavaqkf4Js/TqU84KLrZrI/AAAAAAAAB2A/Js5bxRwHIeY/s1600/gunes_126934.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="200" src="http://4.bp.blogspot.com/-Vyavaqkf4Js/TqU84KLrZrI/AAAAAAAAB2A/Js5bxRwHIeY/s200/gunes_126934.jpg" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: red;"&gt;Güneş nedir,&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: red;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: red;"&gt;Güneş fırtınaları ve Dünya'ya etkileri,&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: red;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: red;"&gt;Güneş neden bu kadar sıcak ve parlak ?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: red;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: red;"&gt;Güneş hangi gezegenleri yutacak ?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: red;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: red;"&gt;Güneş'in ölümü&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;object class="BLOGGER-youtube-video" classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0" data-thumbnail-src="http://0.gvt0.com/vi/L3H6aZZ7MMQ/0.jpg" height="266" width="320"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/L3H6aZZ7MMQ&amp;fs=1&amp;source=uds" /&gt;&lt;param name="bgcolor" value="#FFFFFF" /&gt;&lt;embed width="320" height="266"  src="http://www.youtube.com/v/L3H6aZZ7MMQ&amp;fs=1&amp;source=uds" type="application/x-shockwave-flash"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;object class="BLOGGER-youtube-video" classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0" data-thumbnail-src="http://0.gvt0.com/vi/BlH_N0ypMYA/0.jpg" height="266" width="320"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/BlH_N0ypMYA&amp;fs=1&amp;source=uds" /&gt;&lt;param name="bgcolor" value="#FFFFFF" /&gt;&lt;embed width="320" height="266"  src="http://www.youtube.com/v/BlH_N0ypMYA&amp;fs=1&amp;source=uds" type="application/x-shockwave-flash"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;object class="BLOGGER-youtube-video" classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0" data-thumbnail-src="http://2.gvt0.com/vi/SFLCYmPaXEo/0.jpg" height="266" width="320"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/SFLCYmPaXEo&amp;fs=1&amp;source=uds" /&gt;&lt;param name="bgcolor" value="#FFFFFF" /&gt;&lt;embed width="320" height="266"  src="http://www.youtube.com/v/SFLCYmPaXEo&amp;fs=1&amp;source=uds" type="application/x-shockwave-flash"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;object class="BLOGGER-youtube-video" classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0" data-thumbnail-src="http://0.gvt0.com/vi/wDPwYPtX09w/0.jpg" height="266" width="320"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/wDPwYPtX09w&amp;fs=1&amp;source=uds" /&gt;&lt;param name="bgcolor" value="#FFFFFF" /&gt;&lt;embed width="320" height="266"  src="http://www.youtube.com/v/wDPwYPtX09w&amp;fs=1&amp;source=uds" type="application/x-shockwave-flash"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;object class="BLOGGER-youtube-video" classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0" data-thumbnail-src="http://0.gvt0.com/vi/9pixBintAww/0.jpg" height="266" width="320"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/9pixBintAww&amp;fs=1&amp;source=uds" /&gt;&lt;param name="bgcolor" value="#FFFFFF" /&gt;&lt;embed width="320" height="266"  src="http://www.youtube.com/v/9pixBintAww&amp;fs=1&amp;source=uds" type="application/x-shockwave-flash"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;iyi seyirler&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5110730819878800685-8257303781780607736?l=dozaj.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dozaj.blogspot.com/feeds/8257303781780607736/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://dozaj.blogspot.com/2009/08/gunesin-srlar-evren-bolum-1.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5110730819878800685/posts/default/8257303781780607736'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5110730819878800685/posts/default/8257303781780607736'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dozaj.blogspot.com/2009/08/gunesin-srlar-evren-bolum-1.html' title='Güneşin Sırları  (Evren - Bolum 1)'/><author><name>Adem Doger</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh6.googleusercontent.com/-06nkmKQvPak/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAAB4U/ZdBZkGsR-Gw/s512-c/photo.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-Vyavaqkf4Js/TqU84KLrZrI/AAAAAAAAB2A/Js5bxRwHIeY/s72-c/gunes_126934.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry></feed>
