Sigaranın İçinde 4 Bin Zehir Var


Prof. Dr. Osman MÜFTÜOĞLU
Hürriyet / 1 Kasım 2005

Sigaranın sağlığınıza verdiği zararlar saymakla bitmez. Sigara, içindeki 4000’den fazla zararlı madde ile akciğerleriniz, kalbiniz, beyniniz, cildiniz ve cinselliğinizin canına okuyan bir ‘sağlık zararlısıdır’.

ZARARLARININ bu kadar çok iyi bilinmesi ve paketlerin üzerinde ‘Sağlık için zararlı ve öldürücü etkiler taşır’ ibaresi bulunmasına rağmen bazılarının onu hálá nasıl içtiğini anlamak zordur. Bir zamanlar benim de bir sigara içicisi olduğumu ve çok şükür 15 yıl kadar önce bu sağlık zararlısından kurtulduğumu belirteyim. ‘Kurtuldum’ diyorum, çünkü bu beladan yakayı sıyırmak pek kolay değildir!

HER SORUNUN NEDENİ

Sigara kadar sessiz, sinsi ve çok yönlü bir sağlık zararlısı var mıdır? Bu sorunun yanıtı çok kısa ve kesindir: Hayır!

Akciğer kanserinden kalp hastalığına, kronik bronşitten beyin damarlarında tıkanıklığa, mide ülserinden bunamaya, hipertansiyona kadar pek çok sağlık sorununun arka planında bir yerlerde sigarayı mutlaka bulursunuz.

Hiç çaktırmadan belleğinizi zayıflatır, cinselliğinizi azaltır.

Kalbinizi güçsüzleştirip akciğerlerinizin kapasitesini son noktalarına ulaştırır.

Ağzınızdaki tatsızlığın, kalbinizdeki çarpıntının, bitip tükenmeyen öksürüğün veya birkaç merdiven çıkınca başlayıveren nefes darlığı ve göğüs ağrınızın da nedeni odur!

Yürüyünce ayaklarınıza bıçak gibi saplanan ağrılarınızın, uyku parçalanmalarınızın, cilt kırışıklıklarınızın ve daha pek çok şeyin senarist ve yapımcısının da sigara olduğunu bilmelisiniz.

Sigaranın sağlığa zararları sadece onu içenler ile sınırlı kalmıyor. Havaya üflediğiniz sigara, puro ya da piponun dumanı arkadaşlarınıza, karınıza, kocanıza, çocuklarınıza da hastalık saçıyor. Sigarasız, sağlıklı bir havanın dolduracağı ciğerlere bu pis ve kirli duman ve binlerce zehirli kimyasalı siz taşıyorsunuz. Tıp dilinde ‘dolaylı dumanlanma’ diye tanımladığımız ‘dumanaltı hali’ özellikle ortak yaşanan mekanlarda sağlığı tehdit eden en önemli sorunlardan biridir. Hiç olmazsa sigarasız lokanta-bar, işyeri ve odalar oluşturmak mümkün olmalıdır.

Pasif sigara içiciliği toplum sağlığı için en önemli tehditlerden biri haline gelmiştir. Pasif sigara içiciliğinin akciğer kanseri ve kalp hastalıkları gibi sağlık sorunlarıyla doğrudan içicilik kadar yakın bir ilişkisi mevcuttur. Araştırmalar istekleri dışında sigara kullanımına maruz kalanlarda solunum yolu hastalıkları, orta kulak iltihabı, astım krizleri gibi sorunların hemen ortaya çıkabildiğini, gözde yanma, boğaz ağrısı, ses kısıklığı, öksürük ve baş ağrısının oluşabildiğini ortaya koyuyor.

BAŞKASINA KÖTÜLÜK

Bütün bu bilgilere ‘boş ver’ deyip içmeye devam etseniz bile başkalarına zarar vermeyin! Başkalarının sağlığını kötü yönde etkilemeyin. Kendi sağlığınızı sorumsuzca harcamaya devam edin, ama başkalarının sağlığına da zarar vermeyin. Özellikle toplu yaşanılan yerlerde, ofislerde, lokantalarda, otobüs ve trenlerde havaya savurduğunuz her duman halkasının suçsuz insanların boynuna geçirilmiş cellat ilmiklerinden farksız olduğunu artık fark edin!

Sigaranın sağlığa olan zararlarının daha ağırını perşembe günkü yazımızda okuyacaksınız.

İŞTE SİGARANIN İÇİNDEKİLER

Sigaranın içinde 4 binden fazla zararlı madde var. İşte bunlardan birkaçı:

Boya sökücü etkili aseton

Öldürücü zehirler olan siyanür ve arsenik

Çakmak gazında bulunan bütan gazı

Roket yakıtlarında bulunan metanol

Akü yapımında kullanılan kadmiyum

Toksik bir madde olan naftalin

Kimya sanayinde ve temzilik maddelerinde kullanılan amonyak

Eroinden daha güçlü bir bağımlılık yapıcı etkiye sahip olan nikotin.

Böcek ilaçlamada kullanılan DDT

Kanserojen maddeler: Aromatik hidrokarbonlar, aromatik aminleri aldehitler ve nitroz aminler

Diğerleri: karbonil sülfid, benzen, toluen, karbondioksit, formaldehit, fenol, nitrojenoksit, formik asit...

BİR OLAY

Bu puro çok pahalıdır dumanından yararlanın

Birkaç gün önce yakın bir arkadaşımla akşam yemeği için buluştuk. Tanınmış bir gazeteci -şimdilerde aynı zamanda gazete yöneticisi- olan arkadaşım, 1 yıl kadar önce küçük bir kalp atağını çok şükür kazasız belasız atlatmıştı. Daha ilk atağıydı. Erken tanı, yerinde ve zamanında bir tedavi planı ve stent uygulaması ile sağlığını yeniden kazanmıştı. Bu atak öncesinde ne yazık ki tedavisi olanaksız bir sigara içicisiydi. Öyle ki, her hafta sonu büyük bir keyifle oynadığımız tenis maçlarının küçük molalarında bile sigarasından birkaç nefes almadan duramazdı. Krizden sonra biraz geç de olsa gerçeği gördü. Şimdilerde haklı olarak amansız bir sigara düşmanı.

Haliç’i ve Boğaz’ın panoramik manzarasını büyüleyici bir İstanbul silueti ile sunan müthiş bir görsel şölen eşliğinde yemeğimize başladık. Yemeğimizi keyifli bir sohbetle sürdürürken yiyecek ve şarap siparişimiz servis edildi, ama ne bizim sipariş listemizde ne de mönüde yer almayan başka bir şeyi de gece boyunca tıka basa tüketmek zorunda kaldık: Yan masada oturan şık giyimli, kibar beyefendi gece boyunca purosunun dumanını havaya savurdu. Bu ağır duman arka masada oturan bir başka hanımefendinin purosunun daha da yoğun dumanıyla birleşip yoğunlaştıkça bir süre sonra nefes almak bile güç hale geldi. Uzunca bir süre sessiz kalan arkadaşım bir ara belki etkili olur umuduyla küçük bir hamle yaptı ve beyefendiye rahatsızlığını anımsatan bir şeyler çıtlattı. Ama nafile! Sonuç alamadığı gibi hiç beklemediği bir yanıtı da alıverdi: Komşumuz gülümseyerek kullandığı puronun çok pahalı olduğunu ve bu pahalı purodan bizim ücret ödemeden yararlanmamızın ciddi bir şans(!) olduğunu düşünüyordu. Arkadaşım ona şaka yollu ‘eğer içmeye ara verirse puro ücretinin iki katını bile ödeyebileceğini’ söyledi ama komşumuz bunu da bir latife olarak algıladı. Bu boğucu ve zararlı havaya daha fazla dayanamadık. Çaresiz, yemeğimizi erken tamamlayıp kalktık.

Plastik yerine Cam



BPA, Chemical Used to Make Plastics, Found to Leach from Polycarbonate Drinking Bottles Into Humans

Plastiklerin Yapımında Kullanılan BPA Kimyasalının Polikarbonat İçecek Şişelerinden İnsanların Vücuduna Geçtiği Tesbit edildi.


ABD’de Harvard School of Public Health (HSPH) Kurumsal sitesinde “Acil Duyuru” notu ile 21 Mayıs 2009 günü yukarıdaki başlıkla bir yazı yayınlandı.

Haftalardır Türkiye kamu oyunda tartışılan çok önemli bir konuya, bu yazı, deneye ve araştırmaya dayalı kesin bir cevap niteliğindedir.

Bebekler için kullanılan plastik biberonlarından, su ihtiyacımızı karşıladığımız pet şişelere ve gıda saklama kaplarına kadar günlük hayatımızda kullandığımız pekçok plastik eşyaların taşıdığı sağlık riski, bu bilimsel bilgilerle adeta büyük bir skandal boyuta ulaşmaktadır.

Bu risklerden bazıları şöyle sıralanıyor:

-PBA'ya maruz kalmış anne karnındaki ceninlerde, yeni doğmuş bebeklerde ve çocuklarda büyüme ve davranış bozuklukları ortaya çıkıyor.

- Polikarbonattan mamül plastik şişe ve ambalajlardan tüketilen su ve gıda maddeleriyle birlikte vücudumuza giren BPA maddesi prostat, beyin gelişimi, kalp hastalıkları, karaciğerde enzim bozuklukları ve diyabet hastalıklarına sebep oluyor.

- Polikarbonat bebek biberonlarla beslenen çocuklar erken cinsel olgunlaşmaya maruz kalıyor.

- sperm üretiminde ciddi bir düşüşe sebep oluyor. Çünkü ne ilginçtir ki; BPA maddesi vücutta östrojen hormonunu taklit ediyor ve kadınlık hormonuna dönüşüyor!

-Erişkinlerde göğüs kanseri riski oluşturuyor.

Normal oda sıcaklığında polikarbonattan mamül biberonlardan bile BPA salınımı olurken, birçok anne tarafından kaynar su veya buhar ile dezenfekte edilen biberonlardan ne derecede bir BPA salınımı olduğunu az çok tahmin edebiliriz. Biberon içindeki sütün de normalden çok daha fazla sıcak olduğu düşünülürse durumun ciddiyeti daha da vahimleşiyor.

Özellikle bu plastik kapların bulaşık makinesinde yüksek ısı ile yıkanmaları ile birlikte içeriğindeki zehirli maddeler dışa daha hızlı çıkabiliyor ve bulaşık makinesinden alıp temiz diye içerisine koyduğunuz yiyeceklere kimyasallar daha hızlı bulaşıyor.

BPA Nedir?

Bisphenol-A nın kısaltılmış simgesi olan BPA gıda ambalajlarını (konserve, kutu meyvesuyu, süt) astarlayan kimyasalın bir içeriğidir. Aynı zamanda polikarbon plastiğin önemli bir yapı taşıdır. Genelde "geri dönüşümlü" tekrar tekrar kullanılan, tabanında 7 ile işaretlenmiş plastiklerdir…

Bisfenol-A; günümüzde özellikle plastik, naylon, polyester ve PVC gibi maddelerin üretilmesinde etkin rol oynayan bir plastik hammaddesidir.

BPA bileşenleri temas ettikleri gıdalara geçmeye eğilimlidir. Bu zamanla olur ve ısı ile hızlanır.

Daha önce, BPA'nın vücuttan idrar yoluyla hızla ve tamamen atıldığına inanılıyordu. Ancak, ABD'de yapılan bir araştırma, birçok plastik üründe kullanılan tartışmalı bu kimyasalın, vücutta sanılandan daha uzun süre kalabileceğini gösterdi. Environmental Health Perspectives dergisinde yayımlanan araştırmada, 24 saat perhiz yapan kişinin idrarındaki BPA seviyesinin, 8.5 saat perhiz yapanınki ile hemen hemen aynı seviyede çıktığı bildirilmektedir..

Araştırmalar...

ABD Gıda ve İlaç Dairesi(FDA), geçen aralık ayında BPA'nın güvenliğiyle ilgili daha fazla araştırma yapmayı planladığını açıklamıştı. ABD'de Ulusal Sağlık Enstitüleri'nde görevli bilim adamları, BPA'nın prostat ve beyin gelişimi üzerinde zararlı etkilere yol açabileceği, cenin, bebek ve çocuklarda hareket değişikliğine neden olabileceği uyarısında bulunmuştu.

İngiltere’de geçen yıl yapılan bir araştırmada bu kimyasalın vücutta yüksek seviyelerde bulunmasının, kalp hastalıkları, diyabet ve karaciğerde enzim bozukluklarına neden olduğunu ortaya koymuştu.

ABD'deki Milli Toksikoloji Programı (NTP), bu maddenin cenin, bebek ve çocuklar üzerinde nörolojik ve davranışsal etkileri konusunda kaygı duyulduğunu bildirdi. MTP'nin taslak bulgularının, bu kimyasalın prostat ve meme bezleriyle kızlarda erken ergenlik gibi olumsuz etkilerinin olabileceğini gösterdiği belirtildi.

Kanada Bisfenol-A içeren bebek biberonlarını yasakladığını bildirdi, NALGANE firması polikarbonat içecek şişesi üretimini durdurduğunu, dünyanın en büyük zincir marketi Wall-Mart polikarbonat bebek biberonlarını raflarından kaldırdığını ve ünlü oyuncak firması Toy´R´Us artık ürünlerinde Bisfenol-A kullanmayacaklarını duyurdu.

Yazımızın başında isminden bahsettiğimiz Harvard Üniversitesi School of Public Health araştırmacılarının öğrenciler üzerinde yaptıkları inceleme ve araştırmalardan korkunç sonuçlar elde edilmiştir.

Nisan 2008 de Harvard College’in yeni öğrencilerinden 77 iştirakçisine bir hafta boyunca BPA’ya maruz kalmışlığı en aza indirmek için önce paslanmaz çelik kaplardan soğuk meşrubat içirildi. BPA’dan arınma periyodu esnasında idrar örnekleri alındı. İkinci hafta boyunca bu sefer polycarbonat şişelerden meşrubatlar içirildi. Bu periyodun sonunda da idrar nümuneleri alındı. İki periyodun idrar örnekleri karşılaştırıldığında polycarbonat şişelerdeki meşrubatların kullanılması sonucunda idrardaki BPA oranının %69 artmış olduğu belirlendi. Soğuk kullanım yerine sıcak sıvıların tüketilmesi halinde ise bu oranın çok daha yüksek olacağı bildirildi.

Batı dünyası BPA'nın zararının boyutunun hangi derecede olduğunu bulmak adına hummalı bir çalışma içerisindeyken Ülkemizde, Sağlık Bakanlığı ve Plastik Sanayicileri, plastik ürünlerin hammaddesini oluşturan Bisfenol A (BPA)'nın herhangi bir zararının olmadığını, daha doğrusu herhangi bir zararının henüz yeterli bir delille ispatlanamadığını iddia ediyorlar.

Bu Durumda Risk Taşıyan Eşyalar Nelerdir?


Sert şeffaf plastiklerden yapılmış eşyalar, genelde ürün tabanında no 7 olarak işaretlenmiş, genelde BPA içerir.

Her tür 3 veya 6 ile numaralandırılmış plastiklerden yapılmış eşyalar. No 3 (PVC) ve no 6 (polistiren)’nın ayrıca zararlı kimyevi maddeleri geçirdikleri bilinir.

BPA ile astarlanmış konserve kutu ve kapları.

Plastik oyuncaklar

Bunların yerine ne kullanmalı?

Mutfağımızda bir çok plastiği cama çevirmeye karar verelim. Cam her zaman en güvenli bir alternatiftir. Oyuncaklar konusunda ise kurşunsuz boya ile tahtadan üretilmiş doğal ürünleri tercih etmeliyiz..

KAYNAKLAR:

http://www.hsph.harvard.edu/news/press-releases/2009-releases/bpa-chemical-plastics-leach-polycarbonate-drinking-bottles-humans.html
http://www.healthobservatory.org/library.cfm?RefID=77083
http://www.environmentcalifornia.org/reports/environmental-health/environmental-health-reports/toxic-baby-bottles
http://www.ehponline.org/members/2005/7713/7713.html
http://www.foodproductiondaily.com/news/ng.asp?n=60333-common-plastics-packaging
http://www.ourstolenfuture.org/newscience/oncompounds/bisphenola/2003/2003-0401huntetal.htm
http://www.endo.endojournals.org/cgi/content/abstract/en.2005-0340v1
http://www.wikipedia.org/wiki/Bisphenol_A
http://www.hsph.harvard.edu/news/press-releases/2009-releases/bpa-chemical-plastics-leach-polycarbonate-drinking-bottles-humans.html
http://www.kimyamuhendisi.com/content/view/246/1
http://www.ehponline.org/docs/2009/0900604/abstract.html
http://www.hsph.harvard.edu/news/press-releases/2009-releases/bpa-chemical-plastics-leach-polycarbonate-drinking-bottles-humans.html
http://www.pagev.org.tr/contents.asp?a=341&b=11
http://www.ehponline.org/members/2009/0900604/0900604.pdf.

Sigara ne kadar zararlı olabilir ki!

Sigara ile ilgili bir deney
sadece dumanın neler yapabileceğine dair ibretlikbir video ..
güzel bir çalışma olmuş..


Her sigara size zarar verir

Her sigara size zarar verir
İster Tek sigara olsun yine de zaralıdır
pasif içicilikten dekaçınalım
temiz hava kampanyasına uyalım uymayanları uyaralım :)

Suyun 46 Faydası


Dr. Batmanghelidj “Hasta Değil Susuzsunuz" kitabında vucudumuzun tam 46 nedenle suya ihtiyaç duyduğunu anlatmaktadır.

Bunlar şunlardır.

1- Hiçbir canlı susuz yaşayamaz.
2- Göreceli su yetersizliği vücudun bazı fonksiyonlarını önce bastırır, sonra öldürür.
3- Su temel enerji kaynağıdır.
4- Su vücudun her hücresinde elektriksel ve manyetik enerji üretir, bize yaşam gücü verir.
5- Hücre yapısındaki maddeleri birbirine bağlayan bir yapıştırıcıdır.
6- DNA hasarını önler ve onarım mekanizmalarının daha iyi çalışmasına yardımcı olur, böylece üretilen anormal DNA sayısı azalır.
7- Bağışıklık sisteminin (bütün mekanizmalarının) merkezi olan kemik iliğinde, bu sistemi kanser de dahil olmak üzere, çeşitli hastalıklara karşı güçlendirir.
8- Bütün besinlerin, vitamin ve minerallerin temel çözücüsüdür. Vücutta besinleri küçük parçalara ayırır, sindirimlerinde ve son metobolik aşamalarında görev yapar.
9- Besinlere enerji verir ve parçalanan besinler sindirim sırasında bu enerjiyi vücuda aktarır. Susuz yenen yemeğin vücut için hiçbir enerji değeri yoktur.
10- Su, besinlerdeki gerekli ögelerin emilimini artırır.
11- Bütün ögelerin vücuda taşınmasına yardımcı olur.
12- Akciğerlerde oksijen toplayan kırmızı kan hücrelerinin çalışma verimini artırır.
13- Hücreye ulaşan su, o hücreye oksijen verir ve atık gazları vücuttan atılmaları için akciğerlere taşır.
14- Vücudun çeşitli bölgelerinden zehirli atıkları toplar ve atılmaları için karaciğer ya da böbreklere taşır.
15- Eklem boşluklarındaki temel yağlayıcı maddedir, artrit ve sırt ağrılarının oluşumunun önlenmesinde yardımcı olur.
16- Omurgadaki diskleri “şok emici su yastıkları” na dönüştürür.
17- Bağırsakları en iyi çalıştıran yağlayıcı maddedir, kabızlığı önler.
18- Kalp krizi ve felce karşı koruyucudur.
19- Kalp ve beyin damarlarında pıhtılaşmayı önler.
20- Vücudun soğutma (terleme) ve ısıtma (elektrik) sistemleri için vazgeçilmezdir.
21- Düşünme başta olmak üzere, bütün beyin fonksiyonları için bize güç ve elektriksel enerji verir.
22- Serotonin ve diğer nörotransmitterlerin (sinir ileticileri) üretimi için vazgeçilmezdir.
23- Melatonin de dahil olmak üzere, beyinde üretilen bütün hormonların yapımı için gereklidir.
24- Çocuklarda ve yetişkinlerde dikkat yetersizliği sorununa çözüm getirir.
25- Çalışma verimini artırır ve dikkat aralığını büyütür.
26- Su dünyadaki diğer bütün içeceklerden daha kolay bulunabilir ve hiçbir yan etkisi yoktur.
27- Stres, gerginlik ve depresyonun hafiflemesine yardımcı olur.
28- Uykuyu düzenler.
29- Yorgunluğun giderilmesine yardımcı olur ve bize gençliğin enerjisini verir.
30- Cildi yumuşatır ve yaşlılık belirtilerinin azalmasına yardımcı olur.
31- Gözlere canlılık ve parlaklık verir.
32- Glokomdan korunmamıza yardım eder.
33- Kemik iliğinde kan üretim sistemlerini düzenler, lösemi ve lenfoma oluşumunun önlenmesine yardımcı olur.
34- Vücutta enfeksiyon ve kanser hücrelerinin geliştiği bölgelerde bağışıklık sistemini güçlendirmek için çok gereklidir.
35- Kanı sulandırır ve dolaşım sırasında pıhtılaşmasını önler.
36- Kadınlarda, adet öncesi ağrıyı ve ateş başmasını hafifletir.
37- Kalp atışıyla birlikte kanı sulandırıp dalgalandırarak dolaşımdaki katı maddelerin dibe çökmesini engeller.
38- İnsan vücudunda dehidrasyon sırasında kullanılabilecek bir su deposu yoktur. Bu nedenle gün boyunca düzenli olarak su içmemiz gerekir.
39- Dehidrasyon cinsellik hormonunun üretimine engel olur, bu iktidarsızlık ve libido kaybının başlıca nedenlerinden biridir.
40- Su içtiğiniz zaman susuzluk ve açlık duygularını ayırt edebilirsiniz.
41- Kilo vermenin en iyi yolu su içmektir. Düzenli aralıklarla su için ve sıkı bir rejim yapmadan zayıflayın. Acıktığınız zaman aşırı yememeli, ama susadığınızda suyunuzu içmelisiniz.
42- Dehidrasyon doku boşlukları, eklemler, böbrekler, karaciğer, beyin ve deride zehirli çökeltilerin birikmesine yol açar. Su bunları temizler.
43- Su, gebelikte sabah bulantılarını azaltır.
44- Zihin ve vücut fonksiyonlarını bütünleştirir. Karar verme ve hedefleri belirleme yeteneğini artırır.
45- Yaşlılıkta bellek kaybının önlenmesine yardımcı olur. Alzheimer, multipl skleroz, Parkinson ve Lou Gehring hastalıklarının riskini azaltır.
46- Kafein, alkol ve bazı ilaçlara duyulan bağımlılığın giderilmesine yardımcı olur.

Bir bardak suyun faydaları işte böyle.

Suyun yukarıda sıralanan faydalarını okuyunca; “Canlı olan her şeyi sudan yarattık. Hala inanmıyorlar mı?” (Enbiya, 30) ayetini aklımızdan çıkarmamamız gerektiğini daha iyi anlıyoruz.

Oruç Tutmanın Faydaları


Oruç tutmak sükûneti artırıyor

Orucun insan davranışının birçoğunda olduğu gibi sükunet üzerinde de çok olumlu etkileri vardır.
Bunun nedenlerinden biri de yemek yeme
düzeninin¸ vücut ve beyin kimyasını düzenleyerek hal ve davranışa büyük ölçüde etki etmesidir.

Sükûnet kişinin günlük hayatında¸ insanlarla ilişkilerinde en çok ihtiyacı olan özelliklerden biridir.
Sükûnet¸ kişinin yaptığı işte ne kadar istekli ve heyecanlı olursa olsun fevri davranarak ani çıkışlar yapmasını¸ yanlış kararlar almasını da önlemesi açısından büyük öneme sahip.
Bütün dünyada hem ailelerde kapalı kapılar arkasında hem de sosyal hayatın her yönünde gittikçe daha kontrolden çıkmakta olan şiddetin önlenmesi için bireysel olarak kazanılan sakinliğe¸ dinginliğe¸ öfkeyi kontrol etme becerisine¸ duyguları eğitmeye gerçekten çok ihtiyacımız var.

Orucun insan davranışının birçoğunda olduğu gibi sükunet üzerinde de çok olumlu etkileri vardır.
Bunun nedenlerinden biri de yemek yeme düzeninin¸ vücut ve beyin kimyasını düzenleyerek hal ve davranışa büyük ölçüde etki etmesidir.
Oruçlu kişi dürtülerini kontrol etmeyi¸ kendisine hakim olmayı öğrenmektedir.
Oruç ancak kişinin isteyerek yapabileceği bir ibadet olup; kişinin özdenetim duygusunu bu konudaki istek ve iradesi nispetinde artıracak bir etkiye de sahiptir.

Mükâfatın öğrenmedeki pekiştirici gücü büyüktür.
Oruç tutan kişiye ise bu dünyadaki maddi mükâfatlarla kıyaslanmayacak ölçüde büyük bir mükâfat vaat edilmiştir.
Bu vaat¸ oruç esnasında açlıktan haz alınmasını sağlar.
Bu büyük haz ve ümidin pekiştirici gücü ise o nispette büyük olacaktır.
İşte bu haz¸ kişinin ibadetteki isteği ölçüsünde tabii bir sükûneti temin edip sadece yemekten içmekten kesilmesini değil¸ öfkelenmekten¸ kırıcı hareketler yapmaktan ve insanlar hakkında kötü düşünceler beslemekten de uzak durmayı öğrenmesini ve öfkesini yenme gücünü kazanmasını sağlayacaktır.

Böylece bu eğitim sayesinde kişinin ibadetteki şevk ve arzusu ölçüsünce isteklerini kontrol etme gücü de artıp sadece öbür dünyada değil bu dünyada da ona çok güzellikler kazandıracak bir beceriye de sahip olmaktadır.

Stres eşiği düşük insanlar gergin oluyor

Bütün bu güzel özelliklerine rağmen stres eşiği düşük bazı kişiler¸ oruçluyken daha sinirli¸ daha gergin olup daha kırıcı davranırlar.
Bu kişisel bir problemdir ve kişinin açlığa dayanıksızlığı ile ilgilidir.
Açlığa dayanamamakta gizli diyabet gibi bir sağlık problemi etkili oluyorsa bunun araştırılması ve tedavisi gerekir. Bazı kişiler ise sağlık problemleri olmadığı halde açlığa dayanamazlar.
Bu¸ özdenetim duygusunun eksikliğinden kaynaklanır.
Kişi oruç sayesinde bunun farkına varırsa özdenetimini (kendini kontrol etme özelliğini) geliştirmeye çalışır.
Bazı sigara bağımlıları da açlığa değil sigara içmemeye dayanamadıklarını söylerler.
Oruç bu gibi durumlarda kişiye zayıf yönlerini hatırlatma özelliği de taşır.
Bu şekilde bir farkındalıkla kişi Ramazan'da ibadetini zorlaştıran¸ manevi huzurunu bozan bağımlılıklardan¸ alışkanlıklardan¸ yeme bozukluklarından Ramazan dışında da kurtulma isteği kazanır.

Farika Teymur Artır / Uzman Psikolog

Röportaj: Prof. Dr. Alparslan ÖZYAZICI


Röportaj: Ali YILDIRIM

Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi
Öğretim Üyesi Prof. Dr. Alparslan ÖZYAZICI:

"Aklı hesaba katmasak bile, sadece maddi noktadan da, insanın hayvanlara göre mükemmel yani ahseni takvim üzere yaratılmış olduğunu görürüz."


Sayın hocam. Siz tıp fakültesinde öğretim üyesisiniz. İnsanın yapısını öğrencilere anlatıyorsunuz. İnsanın bizatihi yapısı Allah'ın varlığına ve birliğine bir delil teşkil eder mi?

Cenab-ı Hak insanı yaratırken, onu son derece kıymetli olan akıl, şuur, his gibi manevî lütuflarla donattığı gibi, maddî vücudunu da en mükemmel, en öz ve en güzel bir şekilde yaratmıştır. Vücudumuzun tamamı, sistemleri, herbir organı, hatta herbir hücresine varıncaya kadar, ayrı ayrı fevkaladeliklerle, az yerde çok iş görecek sistemlerle yaratılmıştır. Bu hakikatlere bazı misaller verelim.
Hafif sıkılmış bir yumruk büyüklüğünde olan kalbimiz, vücudumuzun hayat suyu diyebileceğimiz kanı damarlara fırlatmakla vazifelidir. Kalbimiz, dakikada 60-100 defa atmaktadır. Bir günde kalbimizin atışı ortalama 100 000 kadardır. Kalbimiz bir günde 10 tonluk bir tankeri dolduracak kadar kanı damarlara fırlatmakla vazifelidir. Şüphesiz vücudumuzda 10 ton kan yoktur. 10 litre bile kan yoktur. Vücudumuzda 5-5,5 litre, yani üç büyük sürahiyi dolduracak kadar kan vardır. Bu miktar kan, devr-i daim ile kalbe gelip atılmakta ve bir günde 10 tonu bulmaktadır. Günde bu kadar iş gören kalbimiz, bir yılda ne kadar iş görür, ömür boyu ne kadar çalışır. Hep beraber ele alalım.
Bir otomobil motorunu düşünelim. Kalbe göre ne kadar basittir. Ama ona rağmen bir otomobil motorunun ustası olmadan, kendi kendine yapıldığını söylersek kimse bize inanmayacaktır. Öyle ise ömür boyu çalışan, bir otomobil motorundan binlerce defa sanatlı olan kalbimizi harika bir şekilde yaratan Rabbimizi hatırlayalım. İmkân olsa bir ömür boyu, kalbin atışı sayısınca onu yaratana şükredelim.
Sadece bir tek insanda değil, bütün insanlar adedince yaratılmış olan kalpleri düşünelim. Hayvanlardaki farklı farklı kalpleri düşünelim. Cenab-ı Hakk'ın ne kadar geniş tasarruf sahibi olduğunu hatırlayalım. Vücudumuzda, kalbin attığı kanı organlara taşımakla vazifeli, kaba bir benzetme ile adeta su boruları hükmünde olan damarlar vardır. Son derece ince, ancak mikroskop altında görülebilen kılcal damarlar da dahil edildiği zaman, bedenimizde takriben 150 000 km uzunluğunda bir damar ağı vardır. Demek ki insan bedeninde, ortalama olarak dünyayı ekvatordan itibaren dört defa çevirebilecek uzunlukta bir damar ağı bulunmaktadır.


Hayvanlarda da dolaşım sistemi var. Acaba insanlardaki dolaşım sistemi hayvanlardakinden farklı mıdır?

Hayvanlarda da bir kalp ve damar sistemi vardır. Solucanlarda, balıklarda, kuşlarda da kalp ve damar sistemi vardır. Ancak mukayese edildiğinde, en mükemmel, dört gözlü dediğimiz kalp sadece insanda yaratılmıştır. İnsanın hemen hemen bütün diğer organları da, hayvanlardaki ile mukayese edildiğinde, en mükemmel olarak yaratılmıştır. Yani aklı hesaba katmasak bile, sadece maddî noktadan da, insanın hayvanlara göre son derece mükemmel,yani ahsen-i takvim üzere yaratılmış olduğunu görürüz.
Sözünü ettiğimiz damarların içerisinde kan devretmektedir. Kanda sıvı maddeler, alyuvarlar ve akyuvarlar dediğimiz hücreler bulunur. Alyuvarlar bir mm3 yani toplu iğne başı kadar kandaki sayısı 5 milyon kadardır. Evet, bir toplu iğne başı kadarki insan kanında büyük bir şehrin nüfusundan daha fazla sayıda alyuvarlar bulunmakta ve bunların herbirisi de yapacağı işe göre son derece ince hesaplarla yaratılmışlardır.


Bir insanın vücudunda, kanındaki toplam alyuvarların sayısı için verilen rakam 25 trilyondur. Bu miktar yani 25 trilyon alyuvarı yanyana bir zincir gibi dizebilseydik, takriben 187 500 km'lik bir zincir meydana gelecekti. Bu ise dünyayı ekvatordan itibaren 4, 5 kere dolanabilecek bir uzunluktur. Bozuk para gibi üst üste koyabilseydik, 50 000 km yüksekliğinda bir sütun meydana gelebilirdi. Yine sadece bir insandaki alyuvarları bir halı gibi zemine serseydik, 3800 km2 lik bir yüzeyi kaplardı. Bu rakam ise takriben dört dönümlük bir araziye eşdeğerdir.


Boyu 1,5-2 metre kadar olan bir insan vücuduna bütün bunlar nasıl sığdırılmıştır? Zaten işin fevkaladeliği, mucizeliği buradadır. Bütün bunları gördükçe, Yaratan Rabbimizin gücü, kudreti, ilmi çok daha açık bir şekilde görülmekte, daha açıkça anlaşılmaktadır.


Vücudumuzdaki hücreler, atomlar, moleküller devamlı olarak yenileniyor, tazeleniyor. Bu yenilenme ne kadar zamanda oluyor? Misaller verebilir misiniz?

Vücudumuzun en önemli özelliklerinden birisi de, heykel gibi sabit kalmaması, vücuttaki hücrelerin, dolayısıyle dokuların devamlı yenilenmesi, tazelenmesi hadisesidir. Mesela, tırnaklarımız ve saçlarımız, hergün belli miktarda uzamakta, takriben 6-7 ayda tamamı yenilenmektedir. Cildimizin en üst tabakası ayda bir yenilenmektedir. Bağırsaklarımızın en iç tabakası, haftada bir yenileniyor. En yenilenmez diye bildiğimiz kemiklerimiz, bilhassa çocuklarda olmak üzere yenilenen dokularımızdandır. Adeta herbir insanda ruh bir kalıp bir model hükmünde olup, bu kalıp, üzerine her yıl taze bir ceset giydirilmektedir.
İnsan bedeni maddî olarak böyle devamlı yenilenmekte, ancak insan, huy ve karakter olarak aynı kalmaktadır. Mesela şahıs inatsa, inat olarak bu huyunu ömür boyu devam ettirir. Demek ki insanda maddeye bağlı olmayan bir mana var, o mana da ruhtur. Ruh maddeye bağlı olsa, insan bedeni her yıl tazelendikçe, ruhla alakalı manevî özellikler de değişecekti. İnsandaki manevî bağışlar değişmediğine göre, onunla alakalı olan ruh sabit kalıyor demektir. Herbir ruh kaç sene yaşamış ise, o kadar beden değiştirdiği halde, ruh aynen baki kalmıştır. Öyle ise madem ceset gelip geçicidir, ruh onun ile bağlı değildir. Öyle ise cesedin ölümle tamamen yok olması, ruhun bekasına tesir etmez, mahiyetini bozmaz. Netice olarak, maddeye bağlı olmayan ruh, maddenin ani olarak kaybolması olan ölüm anında da yok olmayacak, hayatiyeti devam edecektir.


Kanın kırmızı hücreleri olan alyuvarlardaki değişmeyi, yenilenmeyi anlatabilir misiniz?

İnsan bedenindeki yenilenme, yani teceddüd hadisesi hemen her dokuda olsa bile, bunun en tipik, en açık örneğini kanımızda yer alan alyuvarlar teşkil eder. İnsan vücudunda, her saatte değil, her dakikada değil, her saniyede, evet herbir saniyede 2,5 milyon alyuvar ölmekte ve bu ölen alyuvarların yerine 2,5 milyon yeni ve taze alyuvar kemik iliğinde kana geçirilmektedir. Ve bu denge ömür boyu devam etmektedir. Şayet 2,5 milyon yerine 3 milyon alyuvar kana geçseydi denge bozulacaktı. Veya, tam tersi olarak, 2,5 milyon alyuvar yerine kemik iliğinden kana 2 milyon alyuvar geçse, yine kandaki denge bozulacaktı. Bu ince ve hassas denge, Cenab-ı Hakk'ın Adl, yani herşeyi ölçü ile yaratıp, bir denge içerisinde muhafaza eden isminin sadece birtek tecellisidir.
Bütün vücut hücreleri, alyuvarlar da dahil atomlardan ve molekül dediğimiz terkiplerden, karışımlardan yaratılmışlardır. Hücrelerde bulunan milyonlarca molekül içerisinden, sadece alyuvarlardaki hemoglobinden kısaca sözedecek olursak, sadece bir tek alyuvarda 300 milyon hemoglobin molekülü olduğu hesaplanmıştır. Vücutta her saniyede 2,5 milyon alyuvar ölüp 2,5 milyon alyuvar yaratıldığına göre her saniyede insan bedeninde 750 trilyon hemoglobin molekül yaratılıp alyuvarlara yerleştirilmektedir. Bu ise insanda her an yeniden yaratılan proteinlerin çok cüz'i bir kısmını teşkil etmektedir. Netice olarak, vücudumuzda her an büyük bir devr-i daim, yani büyük bir yıkım ve tamir vardır. Ve bu denge ömür boyu devam ettirilmektedir. Bütün bunlar da Allah'ın kudretininin açık tezahürleridir.


Hücrelerin yapısında bulunan, DNA İPLİKÇİKLERİ diye adlandırılan yapılar var. Bu İPLİKÇİKLER hakkında bilgi verir misiniz?

İnsanoğlu ve hayvanlar ve bütün canlı mahlukât hücrelerden yaratılmışlardır. Hücreler gözle görülemezler, ancak mikroskop denilen dürbün gibi küçük cisimleri büyüten aletlerle görülebilirler. İnsanı bir binaya benzetirsek, insanın yapı taşı olan hücreler de tuğlalara benzetilebilir.
Hücrelerin büyük ekseriyetinde merkezi çekirdek adını verdiğimiz yapı bulunur. Herbir hücrenin çekirdeklerinin içlerinde ise irsiyetle yani kalıtımla alakalı genetik şifreler olan DNA yani dezoksiribonükleik asit iplikçikleri bulunmaktadır.


Sadece bir tek hücrenin çekirdeğinde yer alan DNA iplikçiğinin toplam uzunluğu bir metreden daha fazladır. Hücrelerin çoğunun çapı sivri bir iğne ucundan çok daha küçüktür. Hücrelerin içerisinde yer alan çekirdeğin çapı hücrenin bizzat kendisinden daha küçüktür. İşte gözle görülmeyen her bir hücrenin çekirdeğinin içerisine, bir metre uzunluğundaki DNA yani dezoksiribonükleik asit iplikçikleri, öyle fevkalâde bir şekilde kısaltılıp, adeta paketlenip 10.000 defa uzunluğu kısaltılıp, çapı milimetrenin yüzdebirinden de küçük olan hücrenin çekirdeğine yerleştirilmiştir.
Bir de DNA'nın kimyevî yapısı var ki, o mevzuya girecek olsak saatlerce konuşmak icab eder, vaktimiz onu anlatmaya müsaade etmez. Bütün bunlar Cenab-ı Hakk'ın kudret mucizelerine açık deliller değil de nedir? Bütün bu ince hesaplar, ince işler nasıl tesadüfen ve kendi kendine olabilir? Şuursuz olan tabiat, bu ilim ve şuurla yapılması lazım gelen bu ince hesaplı şeyleri nasıl yapabilir? Allah'tan başka birisinin bu ince hesaplı şeylere müdahalesi mümkün olabilir mi?


İnsan vücudunda yer alan trilyonlarca hücrelerde bulunan DNA'nın toplam uzunluğu ise takriben 75 milyar km.yi bulmaktadır. Sadece birtek insandaki toplam DNA'nın uzunluğu olan 75 milyar km. dünyayı ekvatordan itibaren 1.875.000 defa dolanabilecek bir telgraf hattı teşkil edebilir. Gene bu miktar DNA ile dünya ile güneş arasında 250 defa gidip gelecek bir ince hat teşkil edebilir. Güneş sisteminin en uzak gezegeni olan plütonun güneş ile olan mesafesi 6 milyar km'dir. Buna göre sadece bir tek insanın DNA iplikçikleri yanyana eklense, plütondan güneşe 6.5 defa gidip gelecek bir hat meydana gelebilirdi.


İnsanı böylesine harika bir şekilde yaratan, birtek insanın içerisine adeta âlemleri, kainatı yerleştiren Rabbimize, ömrümüzün saniyeleri adedince şükretsek basit kalmaz mı?

Birtek insanda bile uzunluğu milyarlarca km.'yi bulan DNA iplikçikleri ömür boyu sabit kalmamaktadır. Bu iplikçikler vücutta devamlı olarak ölen hücrelerle birlikte ölmekte ve yeniden yaratılan hücrelerle yeniden yaratılmaktadırlar. Vücut hücrelerinin ekserisi her yıl tazelenmekte, dolayısı ile DNA iplikçikleri de her yıl yeniden yaratılmaktadırlar. Netice olarak 75 milyar km. olarak hesap ettiğimiz rakam, şahsın ömrü uzadıkça her yıl katlanarak artmakta, ortaya fevkalâde, devasa bir rakam çıkmaktadır.
Bütün insanları, bütün hayvanları ve bitkileri, onlardaki DNA'ları, canlılardaki toplam DNA'nın uzunluklarını, ince yapılarını, onlarda yapılan faaliyetleri düşünelim. Cenab-ı Allah'ın ilminin, kudretinin, gücünün fevkalade tecellisini adeta gözümüzle görmüş olalım.


Bu konuda son olarak anlatmak istediğiniz bir şey var mı?

Hz. Ali (r.a.) efendimizin bir sözü, adeta bu ilmî gerçeği hatırlatıyor; "Sen kendini küçücük bir cisim mi sanırsın? Halbuki sende büyük bir âlem toplanmış, dürülmüştür." Şeyh Galib'in gene bu manayı hatırlatan mısralarına dikkat edelim;
"Hoşça bak zatına kim, zübde-i âlemsin sen,
Merdum-i dide-i ekvan olan ademsin sen"
Öyle ise adeta özenilerek yaratılmış olan ve böylesine bir sanat harikası olan insanoğlunun bu dünyadaki vazifesi nedir? Ne yapmalıdır, nasıl davranmalıdır? Cenab-ı Hak, Zariyat Suresi 56. ayette mealen şöyle buyuruyor: "Cinleri ve insanları ancak beni tanımaları ve ibadet etmeleri için yarattım."
O kimseler ne bahtiyardır ki, ayetteki bu emri dinlerler ve itaat ederler.

İslam ve Sağlık

Hz. Peygamber, ferdî ve umumî sağlığa dikkat edilmesine önem ve özen göstermiştir. İnsanın sağlıklı ve dinç olması için güreş, yüzücülük, binicilik, avcılık ve okçuluk gibi sporların yapılmasını istemiş ve çocuklara öğretilmesini de tavsiye etmiştir. Kendisinin de Hz. Aişe ile koşu yaptığı hadis kaynaklarında yer almaktadır.


İslâm Dini, insan hayatına ve sağlığına büyük önem vermiştir. Kur'an-ı Kerim'de ve Hz. Peygamber'in hadislerinde, hayat ve sağlığın, Yüce Allah'ın insana en büyük emanet ve nimeti olduğu beyan edilerek, bunların korunması emredilmiştir. İslâm'a göre, hastalıklardan korunmak, tedaviden daha önce gelmektedir. Günümüz tıbbının da en önemli konusu "koruyucu hekimlik"tir. Çünkü koruyucu hekimlik, hastalar için daha kolay ve daha ucuz bir tedavi metodudur. Dolayısıyla İslâm'ın tıp anlayışı ile, günümüz tıp anlayışı bu noktada paralellik arzetmektedir.


Kur'an-ı Kerim temizliğe ve insan sağlığına büyük önem verir.(1) Dengeli beslenmenin gereğine işaret ederek, aşırı yemekten ve israftan insanları sakındırır.(2) Yer yer bazı gıdalardan bahseder. Örnek olarak et, balık, süt(3) gibi besin maddeleri ile; hurma, üzüm, buğday, nar;(4) sarımsak, acur, soğan, mercimek;(5) incir ve zeytin(6) gibi tahıl ve meyvelerden söz ederek bunların değerine işaret eder. Yine Kur'an-ı Kerim, şifa verici baldan haber vermektedir.(7)


İslâm, sağlık ve boş vaktin iki büyük nimet olduğunu, insanların çoğunun bu iki nimeti kullanmakta aldandığını bildirerek onları uyarmaktadır. Bu konuda Hz. Peygamber şöyle buyurmuşlardır: "İnsanların çoğunun aldandığı (ve kıymetini takdir etmediği) iki nimet vardır: Vücut sağlığı, boş vakit."(8)

Hastalanan kimselerin gerektiği şekilde tedavi olmalarını tavsiye eden Hz.Peygamber, bizzat kendisi de tedavi olarak bu konuda örnek olmuştur. Bir hadis-i şerifte şöyle buyururlar: "Yüce Allah, indirdiği herhangi bir derdin, şifasını da indirmiştir. Her derdin bir devası (yani her hastalığın bir ilacı ve tedavisi) vardır. İlacı bulunur, tedavisi yapılırsa, Allah'ın izni ile hasta iyileşir."(9) Türkçemizdeki ''Dert veren Allah, dermanı da verir'' atasözü, bu hadisin en iyi ifadesidir.


İslâm, sağlık ve boş vaktin iki büyük nimet olduğunu, insanların çoğunun bu iki nimeti kullanmakta aldandığını bildirerek onları uyarmaktadır.


Başka bir hadis-i şerifte ise; tedavi olmayı ilahi takdire aykırı sayarak, "Ey Allah'ın Rasûlü tedavi olalım mı? Allah'ın takdirine karşı bunun yararı olur mu?" diye soranlara: "Tedavi olmak da Allah'ın takdiridir. Tedavi olunuz, zira Cenab-ı Hak hiçbir hastalık yaratmamıştır ki, devası ile yaratmış olmasın. Sadece biri, yani yaşlılık müstesna."(10) buyurmuştur.


Görüldüğü üzere bu hadis-i şeriflerde her derdin bir dermanı, her hastalığın bir ilacı ve tedavisinin bulunduğu ifade edilmektedir, onlar yapıldığı zaman Cenab-ı Hakk'ın şifa vereceği beyan edilmektedir. Bu itibarla, "Derdi fazla çektikçe ecrinin de o ölçüde fazla olacağı" anlayışı, Hz. Peygamber'in tavsiye ettiği bu tedavi hükmüne aykırıdır. Bazı sofuların: "Allah'ın müptela kıldığı her bela ve musibete razı olmadıkça velayet mertebesi tamam olmaz, binaenaleyh veli için tedavi caiz olmaz" sözü doğru değildir.(11)
Tedavi oldukları halde iyileşmeyen hastalara gelince bunu ya hastalığın hakiki tedavisinin bilinememesine, yahut da hastalığın teşhis edilememesine hamletmek gerekir. Bunun için Hz. Peygamber, cahil ve ehliyetsiz doktorların bu mesleği icra etmelerini yasaklamıştır. Bu konuda hastalara verecekleri zarar ve ziyandan kendilerinin mesul olacaklarını beyan etmiştir. Hz. Peygamber konu ile ilgili olarak şöyle buyururlar: "Kim bilgisi olmadığı halde hekimlik yapmaya kalkışırsa, sebep olacağı zararları öder."(12)


Geceleri hiç uyumaksızın ibadet eden, gündüzleri oruç tutan AbduIlah b. Amr b. As'a Hz. Peygamber: "Böyle yapma, gecenin bir kısmında ibadet et, bir kısmında da uyu, muhakkak vücudunun senin üzerinde hakkı vardır.''(13) buyurarak, fıtrata uygun hareket etmesini sağlamış ve kendisinin dengeli, sağlıklı bir hayat sürdürülme taraftarı olduğunu vurgulamıştır. Aynı şekilde Hz. Peygamber, kişinin midesini tıkabasa doldurmasını hiç bir zaman tasvip etmemiştir. 0, her zaman dengeli ve tabii beslenmekten yana olmuştur. Bu konuda şu hadisi meşhurdur: "Kuvvetli mü'min, zayıf mü'minden daha hayırlıdır."(14)


İslâm dini, sağlığa zararlı olan alkol ve uyuşturucu gibi maddelerin kullanılmasını yasaklamış, günümüzde olduğu gibi cahiliyye döneminde de varolan sihir, büyü, üfürükçülük, efsunculuk ve kehanetle uğraşmayı menetmiş ve bu kapıları kapatmıştır. Ondört asır önce karantina uygulamasını getirmiş ve ''Bir yerde veba çıktığını duyarsanız oraya girmeyin, bulunduğunuz yerde veba çıkmışsa oradan ayrılmayınız.''(15) ilkesini getirmiştir. Böylece Hz. Peygamber, ferdî ve umumî sağlığa dikkat edilmesine önem ve özen göstermiştir. İnsanın sağlıklı ve dinç olması için güreş, yüzücülük, binicilik, avcılık ve okçuluk gibi sporların yapılmasını istemiş ve çocuklara öğretilmesini de tavsiye etmiştir. Kendisinin de Hz. Aişe ile koşu yaptığı hadis kaynaklarında yer almaktadır. Hz. Aişe, O'nunla yaptığı iki yarışı şöyle nakleder: "Bir yolculukta Hz. Peygamber'le yarıştım ve O'nu geçtim. Şişmanladığımda yaptığım diğer bir yarışı ise Hz.Peygamber kazandı." (16)


İslâm'da zorunlu olduğu için tıb ilmini öğrenmek ve tatbik etmek toplumlara farz-ı kifayedir. Şayet bu meslek kimse tarafından öğrenilmezse toplumun tüm fertleri bu sorumluluktan kurtulamazlar.


Hz. Peygamber, hem kendi sağlığıyla hem de ashabının sağlıklarıyla yakından ilgilenmiş ve zamanının bütün tedavi yöntemlerine başvurarak gerekli ilaçları kullanmıştır. Mesela, çeşitli rahatsızlıklarında defalarca kan aldırmış ve başkalarına da bunu tavsiye etmiştir.(17) Hz. Peygamber zaman zaman ateşte kızdırılmış demirle dağlama yöntemini kullanmıştır.(18) Yine O'nun temizliğin önemine işaret ettiği sık sık dişlerin misvaklanmasını tavsiye ettiği bilinen hususlardandır.(19) Aynı şekilde, yiyecek-içecek kaplarının ağızlarının açık bırakılmamasını öğütlemiş, insanların gelip geçtikleri yerlere ve durgun sulara defi hacet yapılmamasını emretmiştir. Hz. Peygamber'in kendi zamanının tıp bilgisine dayanarak bir çok hastalık için değişik ilaçlar ve tedavi yöntemleri tavsiye ettiği yukarıda bir nebze bahsedildiği gibi, hadis kaynaklarımızda yer almaktadır. Bu uygulama ve tavsiyelerin kaynağının ne olduğu ve bunların nasıl değerlendirilmesi gerektiği konusunda, geçmişte ve günümüzde farklı yorumlar yapılmıştır. Biz bu ihtilafları bir tarafa bırakarak şunu söyleyebiliriz:


Hz. Peygamber'in kendi dönemine ve içinde yaşadığı topluma ait geçmişten intikal eden bilgi ve tecrübeye dayanarak yapmış olduğu tavsiyelerin halk sağlığı bakımından pratik değeri bulunanların kabul ve tatbiki mümkün olmakla beraber, modern tıp ilminin kabul edemeyeceği, hatta zararlı sayacağı hususları, Hz. Peygamber'den geliyor diye kabul etmek ve savunmak mümkün değildir. Bu konuda ısrar etmek, Hz. Peygamber'in sünnetini ve onun maksadı ve hedefini doğru olarak anlamamak demektir.(21) Şunu çok iyi biİmek gerekir ki, Hz. Peygamber'in esas görevi, tıp, ziraat, sanat, ticaret öğretmek olmayıp, dini tebliğ etmek ve anlatmaktır. 0, bütün hastalık çeşitlerini bilen ve bunlara reçete yazan, tedavi eden bir uzman hekim değildir. Kendisine böyle bir görev de tevdi edilmiş değildir. Bu bakımdan, müslüman günümüzde herhangi bir hastalığa yakalandığı zaman, modern tıbbın öngördüğü en ileri tedavi yöntemi ne ise (doku ve organ nakli de dahil) ona başvurmalıdır. Hz. Peygamber'in, dolayısıyla dinimizin tavsiyesi de budur.


Sonuç olarak; İslam'da insanın değeri çok büyüktür. Bütün varlıklar içerisinde en şereflisi insandır. İnsan yeryüzünde Yüce Allah'ın halifesidir, her şey insan için insan da yaratanına kulluk için yaratılmıştır. Yüce Allah insanı en güzel şekilde yaratmış, ona şeref ve izzet bahşetmiştir. Bu sebeple o harika bir varlıktır. Onun hayatını ve sağlığını korumak da en başta gelen bir görevdir. Nice sağlıklı günler dileğiyle.
-----------------------
1- Maide, 6; Müddesir, 4.
2- En'am, 141; Araf, 31.
3- Bakara, 57; Fâtır, 12; Nahl, 66 vb.
4- En'am, 99.
5- Bakara, 61.
6- Tin, 1.
7- Nahl, 69.
8- Tecrid-i Sarih Tercemesi, c. 12, s. 357,
Hadis no: 2162.
9- Tirmizi, Tıb 2; Ebû Davûd, Tıb, 1; İbn Mâce, Tıb, 1.
10- Tirmizi, Tıb, 21; İbn Mace, Tıb,1.
11- Tecrid-i Sarih Tercemesi, c. 12, s. 75.
12- Ebû Dâvûd, Diyet, 23; İbn Mâce, Tıb, 16.
13- Buharî, Teheccüd, 20.
14- İbn Mâce, Zühd, 14; Ahmed b. Hanbel, Müsned, II, 366.
15- Buhârî, Tıb, 30; Tirmizi, Cenâiz, 66.
16- Ebu Dâvûd, Cihad, 61.
17- Buhârî, Tıb, 11-12.
18- Ahmed b.Hanbel, Müsned, IV, 138.
19- Buhârî, Cum'a, 8.
20- Müslim Eşribe, 96, Tahare, 68.
21- Bu konuda bilgi için bkz. Hz. Muhammed ve Tıb (Doç. Dr. i. H. ÜNAL) Makale, Diyanet İlmî Dergi, Özel Sayı, 2000, s. 181-190.

Hadislerde Sağlık


Sıhhatli olmak en büyük nimetlerdendir. Çünkü, dünyayı kazanmak da, ahireti kazanmak da sıhhatle mümkündür. Peygamberimiz A.S. da sağlık hakkında şöyle buyurmuştur:

“ Sizlerden her kim vücutça sağlıklı, nefsinden, malından korkusuz ve huzurlu, günlük yiyeceği de yanında olarak sabahlarsa, sanki dünyanın bütün nimetleri kendisinde toplanmış gibi olur.” (Tirmizi zühd Hadis 2346)


Yine bir başka hadislerinde;

“Sağlıklı mümin, hastalıklı müminden daha iyi, daha üstün ve ALLAH'a daha sevimlidir” buyurmuşlardır (İbni Mâce zühd Hadis 4168) .

Bir başka hadislerinde de;

“Ey insanlar! Şüphesiz ki dünyada insanlara, imân ve sağlıktan daha kıymetli bir şey verilmemiştir. Böyle olunca, yüce ALLAH'tan bunları isteyiniz” buyurdu (Müsned 1/8)

İslâmiyet, sağlık noktasında koruyucu hekimliği ön plâna çıkarır. Bir başka ifâde ile, hastalıkların sebeplerini nazara verir ve bunlara riayet edilmesini ısrarla ister. Bu hususta özellikle az yeme tavsiye edilmektedir.

Nitekim bir hadislerinde Peygamber A. S.

“ İnsanoğlu midesinden daha zararlı bir kap doldurmamıştır. İnsanoğluna belini doğrultacak birkaç lokma kâfidir. Mutlaka yemesi gerekirse, midesinin üçte birini yemeye, üçte birini içmeye, üçte birini de nefes alıp vermeye (havaya) bırakmalıdır” buyurmuştur (Tirmizi zühd Hadis 2380)

Çok yeme, pek çok hastalığın sebebi olarak gösterilmiştir:

“Bir çok hastalığın gerçek sebebi çok yemedir” (C. Sağır 1/36)

Yine bir başka hadislerinde aynı konuya işaret etmiştir:

“ALLAH'a en sevgili olanınız; az yiyenleriniz, vücut bakımından da hafif olanlarınızdır”

(Kenzü'l Ummal 3/7084)

Sağlığın muhafazası için her türlü tehlikelerden uzak durulması istenir.

Nitekim Peygamber A.S.

“ Her kim korkuluksuz bir damda yatıp uyur da, geceleyin damdan düşüp ölürse sorumluluğu kendisine aittir. Her kim de fırtınalı bir zamanda deniz yolculuğuna çıkar, fırtınaya yakalanıp ölürse, bunun da sorumluluğu kendisine aittir” buyurmuştur. (Müsned 5/79, 271).

Yine Peygamber A.S. kirli ve pis şeylerden sakındırmıştır:

“Her kim elinde et kokusu (bulaşığı) olduğu halde, yıkamadan yatıp uyur, bu sebeple de kendisine bir şey isabet ederse, ancak kendisini suçlasın” (Ebu Davud etime Hadis 3852)

Cenab-ı Hak, dünyada imtihanın gereği , pek çok hikmetlerine binaen, insanların da sünnetulah'a riayet etmemesinin bir sonucu olarak, insanlara bir takım hastalıklar vermektedir. Bununla beraber, bütün hastalıkların da tedâvi çarelerini halk etmiştir.

İsrâ Suresi'nin 82. âyetinde Cenab-ı Hak,

“Biz Kur'an-ı müminler için bir şifa ve rahmet olarak indirdik” buyurmaktadır.

Yunus Suresi'nin 57. âyetinde ise,

“Ey insanlar! (İşte bu Kur'an) size Rabbinizden bir öğüt, gönüllerde olan dertlere bir şifa, müminler için doğru yolu gösteren bir hidayet ve rahmet olarak gelmiştir.” ifadesi yer alır.

Peygamber saa. da;

“İki şeyde şifa vardır: Kur'an okumakta ve bal şerbeti içmekte” buyurmaktadır. (Hakim tıp 4/200) .

Peygamberimiz saa. her hastalığın tedâvisinin mümkün olduğunu beyan etmiştir:

“Yüce ALLAH, şifasını vermediği hiçbir hastalık yaratmamıştır” (Buhari, tıp Hadis 7/12) .

Bir başka hadislerinde de şöyle buyurmuşlardır:

“Ey ALLAH'ın kulları tedavi olunuz! Çünkü yüce ALLAH, ölüm ve ihtiyarlıktan başka şifasını vermediği hiçbir hastalık yaratmamıştır” (İbni Mâce, tıp Hadis 3436)

Bitkilerle tedâvi, tedâvi sırasında ilâç kullanmadan gıda maddeleri ya da benzerleri ile yapılan tedâvidir. Her hangi bir hastalık gıda maddeleri ve perhizle tedâvi edilebilirse, ilâç kullanması tavsiye edilmez. Gıda maddeleri ile tedâvide genel kâide; hastalığın tedâvisi sırasında faydalı gıdaları alıp, zararlı olanlarını terk ederek perhiz etmektir.

Cenab-ı Hak Kur'an-ı Kerim'de gıdaların temiz ve helâl olmasına işaret etmektedir:

“ALLAH'ın sizlere rızk olarak verdiği şeylerden helâl ve temiz olarak yiyiniz! Eğer gerçekten ALLAH'a ibadet ediyorsanız, Onun vermiş olduğu nimetlere teşekkür ediniz” (Nahl 114)


Peygamberimiz A.S. bir başka hadislerinde de, bitkilerle tedâvinin yüce ALLAH tarafından öğretildiğini açıklamak üzere şöyle buyurmuştur:

“Süleyman Aleyhisselâm her ne zaman namazgâhta namaz kılsa, ansızın önünde bir bitki görür ve o bitkiye: 'İsmin nedir?' diye sorardı. Bitki de: 'İsmim şudur' diye adını söylerdi. Süleyman Aleyhisselâm: 'Niçin yaratıldın, ne işe yararsın?' diye tekrar sorardı. O bitki de:'Şunun için yaratıldım' derdi. Eğer bir hastalığa ilâç olarak yaratılmış ise, yazıp not ederdi. Eğer yer yüzüne dikilmek için yaratılmış ise, toprağa dikerdi”

(Abdüllatif Bağdâdî, Tıbb-ı Nebevî s. 58; Süyûti, Tıbb-ı Nebevî vr. 7a, 50b) .

Süleyman Aleyhisselâm'ın ilâhî vahye dayalı olarak bu şekilde tespit ettiği bitkilerin, “Bitkiler Kitabı”nda yer aldığı, ayrıca, pek çok ilacın ve hastalığın bu kitaba dahil edildiği belirtilir (A. Bağdâdî s.58,188) .

İnsanın ruh ve beden sağlığı üzerindeki çalışmalar bir bakıma insanlık tarihi kadar eskidir.

Yeme ve içme hususunda İslâm dinin koyduğu prensibin başında az yemek gelir.

İçilecek şeylerin de bir nefeste içilmemesini öğütler. Nitekim Peygamber A.S. her hangi bir şey içtiği zaman üç nefeste içer ve şöyle derdi:

“Bu şekilde içmek daha kandırıcı, sağlık için daha faydalıdır”
(Müslim eşribe Hadis 123;Ebu Davut eşribe Hadis 3729; Tirmizî eşribe Hadis188)

Yine Peygamber sav.

“ Devenin içtiği gibi suyu bir nefeste içmeyiniz. Bardağı her defasında ağızdan uzak tutarak iki veya üç nefeste içiniz. İçerken besmele çekiniz, içtikten sonra da 'Elhamdülillah' deyiniz”buyurmuştur (Tirmizî eşribe Hadis 1885)

Bir hadislerinde de:

“Sizden biriniz su içtiği zaman yavaş yavaş içsin, bir nefeste içmesin. Zira, suyu bir nefeste içmek karaciğer iltihabı (ve nefes tıkanıklığı) meydana getirir” buyurmuştur (Adürrezzak 10/428 Hadis 19594).

Bir başka hadislerinde de ayakta su içmenin zararına işaret etmiştir:

“Eğer ayakta su içen kimse, midesine verdiği zararı bilseydi, içtiği suyu şüphesiz ki geri kusardı” (Abdürrezzak 10/427 hadis 19588).

Yine aynı konu ile alakalı olarak.

“Sizden biriniz ayakta su içmesin. Her kim unutur da içerse, kusmaya çalışsın” buyurmuştur (Müslim eşribe Hadis 116)

Ramazan ve Oruç - Prof. Dr. İbrahim Adnan Sarçoğlu


Haber Türk kanalında Saba Tümer'le bu gece programında Ramazan Ve Oruç Konularında Prof.Dr. İbrahim Saraçoğlu bigi vermektedir..






İnancın Sağlıklı Yaşam Üzerindeki Etkileri


Yüce Rabbimiz, Kuran'da insanlara nasıl yaşamaları gerektiğini bildirmiş ve yanlış tavırların ne olduğunu açıklayarak bunlardan kaçınmaları yönünde onları uyarmıştır. İnsanın dünyaya gönderiliş amacı, Allah'a iman etmek ve O'na kulluk etmektir. Yüce Rabbimiz, insan fıtratını iman etmeye uygun bir yapıda yaratmıştır.

Allah Kuran'da, insanların iman fıtratı üzerine yaratıldıklarını ve buna uygun olarak yüzlerini imana çevirmeleri gerektiğini şöyle bildirmektedir: "Öyleyse sen yüzünü Allah'ı birleyen (bir hanif) olarak dine, Allah'ın o fıtratına çevir; ki insanları bunun üzerine yaratmıştır. Allah'ın yaratışı için hiçbir değiştirme yoktur. İşte dimdik ayakta duran din (budur). Ancak insanların çoğu bilmezler." (Rum Suresi, 30)

Burada hatırlatılması gereken çok önemli bir sır vardır. Eğer kişi yaratılışına uygun olarak iman eder ve yaşarsa, yalnızca ahirette kazançlı çıkmakla kalmaz, aynı zamanda dünya hayatı için de en uygun yaşamı seçmiş olur.

Son yıllarda yapılan birçok araştırma, inancın insan sağlığı üzerindeki olumlu etkilerini ortaya koymaktadır. Bu araştırmalara göre Allah inancına sahip olan insanlar diğerlerine göre Allah'ın izniyle hem daha uzun yaşamakta hem de yaşam kaliteleri diğerlerine göre çok daha yüksek olmaktadır. 1995 yılında Georgetown Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde yapılan araştırmaların sonuçları, inancın sağlık üzerindeki olumlu etkilerini açıkça ortaya koymuştur. Bu araştırmalardan en ünlüsü ise Amerikan Ulusal Yaşlanma Enstitüsü'nün Kaliforniya, Alameda beldesinde yaşayan 5.286 yetişkin üzerinde 28 yıl boyunca sürdürdüğü çalışmadır. Buna göre inançlı kişilerin ölüm oranlarının yaşa, cinsiyete, eğitim durumuna ya da etnik kökene bağlı olmadan diğerlerine göre düşük olduğu ortaya çıkmıştır.

International Journal of Psychiatry in Medicine'nın Şubat 2002'de yayınladığı yeni araştırmaya göre ise; kendilerini inançsız olarak tanımlayanların;

  1. Kanser-dışı sindirim hastalıklarına yakalanma ihtimalleri iki kat daha fazla,
  2. Damar rahatsızlıklarından (kalp krizi ve felç dahil) ölme oranları %21,
  3. Solunum hastalıklarından ölme oranlarının ise % 66 daha fazla olduğu ortaya çıkmıştır.

Bu alanda yapılan diğer araştırmalarda da ölüm vakalarının azalmasının ve yaşam süresinin uzamasının inançla bağlantılı olduğu görülmüştür.

Ayrıca tedavi esnasında verilen dini telkinlerin hastalar üzerinde çok yüksek tedavi edici etki gösterdiği de ortaya konmuştur. 30 ayrı bilimsel çalışma üzerinde araştırmalar yapan ABD'li Dr. Matthews ile Amerikan Ulusal Sağlık Koruma Enstitüsü'nden Dr. David Larson inancın, solunum hastalıkları nedeniyle ölüm, kanser, kalp hastalıkları ve intihar girişimlerine karşı etkili olduğunu açıklamışlardır.

Bu konuda araştırma yapan Dartmouth Tıp Fakültesi'nden Dr. Thomas Oxman ise, kalp ameliyatları geçiren hastaların arasında dini inanca sahip kişilerin, ameliyatı izleyen altı ay içindeki ölme oranlarının diğer kişilere oranla üç kez daha düşük olduğunu saptamıştır.

İnancın insan üzerindeki en olumlu etkilerinden birisi, elbette strese karşı sağladığı korumadır. Allah inancı olan insanların olaylara daha sabırlı ve olumlu baktıkları, zorluklar veya yaşam içinde karşılaşılacak olumsuzluklara daha dirençli oldukları açıktır. Özellikle inancın bu etkisinden dolayı ABD'deki 125 tıp fakültesinden 80'inde din ve sağlık üzerine seminerler verilmektedir.

Stresin eklem ağrılarından psikolojik bozukluklara, kansere kadar birçok hastalığın ya ana nedeni ya da tetikleyicisi olduğu düşünüldüğünde, inançları sayesinde strese karşı başarıyla mücadele edebilenler, tüm bu hastalıklara karşı da kendilerini korumaktadırlar.

Yukarıda bir bölümünü aktardığımız çalışmaların dışında, onlarca bilimsel çalışmanın da işaret ettiği gibi inanç, sadece ahiret yaşamında gerçek kurtuluşu değil, aynı zamanda dünyada zihnen ve bedenen sağlıklı, kaliteli ve uzun bir yaşamı da insanlara sunmaktadır. Allah'a gönülden iman eden bir insan dünyevi sıkıntılardan uzaklaşacaktır; bu da daha sağlıklı bir yaşam sürülmesine ve ömrünün uzamasına Allah'ın izniyle vesile olacaktır. Şafi (Şifa Veren) sıfatına sahip olan Rabbimiz Kuran'da şöyle buyurmaktadır:

"Ya da sıkıntı ve ihtiyaç içinde olana, Kendisi'ne dua ettiği zaman icabet eden, kötülüğü açıp gideren ve sizi yeryüzünün halifeleri kılan mı? Allah ile beraber başka bir İlah mı? Ne az öğüt-alıp düşünüyorsunuz." (Neml Suresi, 62)

Ayette belirtildiği gibi, Kuran ahlakının gereği olarak her anı Allah ile birlikte olan, her davranışında Allah'a yönelip dönen insana, duasının karşılığında icabet edilmesi, hem dünyada hem de ahirette, büyük bir nimettir. Kuran'da bu gerçek şöyle bildirilmektedir:

"Ey insanlar, Rabbiniz'den size bir öğüt, sinelerde olana bir şifa ve mü'minler için bir hidayet ve rahmet geldi." (Yunus Suresi, 57)

Peygamber Efendimiz (sav)in Verdiği Sağlık Tavsiyeleri

Modern tıp...
Teknoloji ile asırlık bilgi birikimini ve tecrübeyi birleştirerek insanlığa hizmet için çalışan bir bilim dalı.

Büyük yatırımlarla oluşturulan araştırma merkezlerinde, uzman bilim adamları her geçen gün yeni bir bilgiye ulaşıyorlar. Yeni tedavi yöntemleri geliştiriyorlar.

Şimdi bundan yaklaşık 1400 sene öncesine gidelim.

Bugünkü olumlu şartların hiçbiri yok.
Teknolojik imkanlar yok. Ancak o zamandan günümüze tıp dünyasına tutulan bir ışık var.
Tıbb-ı Nebevi...
Peygamber Efendimiz (sav)’in sağlık konusunda ümmetine verdiği tavsiyeler ve örnek olduğu uygulamalardan oluşan Tıbb-ı Nebevi bugün tıp dünyasında geniş yer buluyor.

Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (sav), her konuda olduğu gibi tıp konusunda da oldukça bilgili ve tüm alemlere örnek bir kişiydi.

Hadislerle günümüze dek ulaşan tavsiyeleri, kutlu Peygamberimizin günümüz tıbbının pek çok tespitine vakıf olduğunu ortaya koymaktadır.

Elbette ki bu, Allah’ın Peygamber Efendimiz (sav)’e bahşettiği akıl ve ilham sayesindedir.

Peygamberimiz (sav)’in sağlık konusundaki tavsiyelerinin çoğu, bugün uzmanlar tarafından önerilen uygulamalardır.